Kitap Kapaklarındaki Ünvanlar Gerçekten Ne Anlama Geliyor?
Selam. Kitapların üzerinde sık sık gördüğümüz ve ne olduğunu bilmesek de bize güven veren unvanlardan söz etmek istiyorum bu gün. ayça ile konuşmamız sırasında New York Times Bestseller ifadesini çok gördüğünden, haftalık olup olmadığına dair yapılan esprilerden bahsetmiş ve sonra gerçekten haftalık olduğunu öğrenip beni kültürlendirmişti. Böyle olunca, ben de dayanamayıp daha detaylı bir araştırma yaptım. Şimdi o detayları konuşalım... Bir kitapçıya girdiğinizde ya da internette kitap araştırdığınızda sürekli aynı ifadelerle karşılaşırsınız: "New York Times Bestseller", "Nobel Ödüllü Yazar", "Pulitzer Kazananı", "Hugo Ödüllü Roman"... En azından benim internet arayüzüm bunlardan oluşuyor. İlk bakışta bunların hepsi aynı şeyi ifade ediyormuş gibi görünüyor, hepsi kitabın iyi olduğunu iddia ediyor. Ancak işin aslı bundan biraz daha karmaşıktır. Çünkü kitapların kapaklarında gördüğümüz her ifade bir ödül değildir ve ödül olanların da hepsi aynı kriterlere göre verilmez. Boşuna kitabı kapağına göre yargılama dememişler... Aslında bu ifadeleri anlamanın en kolay yolu onları üç farklı kategoriye ayırmaktır: satış başarısını gösterenler, halk oylamasına dayananlar ve jüri tarafından verilen ödüller. En çok karıştırılan örneklerden biri olan The New York Times Bestseller ifadesiyle başlayalım. Pek çok kişi bunun bir ödül olduğunu düşünür, ancak gerçekte bu bir ödül değil, haftalık olarak yayımlanan çok satanlar listesine girmiş olmayı ifade eder. Bir kitap yalnızca bir hafta boyunca listede kalmış olsa bile kapağında ömür boyu "New York Times Bestseller" yazabilir. Dolayısıyla bu ifade kitabın edebî kalitesini değil, belirli bir dönemdeki satış başarısını gösterir. Bu nedenle kitap kapaklarında bu unvanın bu kadar sık görülmesi şaşırtıcı değildir. Öte yandan
Edebiyat
Kafanı süs diye rafa da kaldırsan olur. Sherlock Holmes - İpucu, Arthur Conan Doyle
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Stratejik bir aşk yaşıyorum devlet görmesin
Sınavda çıkmayacak sorular... Teşekkür ediyorlar, çok yaşıyorlar, işe geç kalmıyorlar çeyrek altını önemsiyorlar, küresel ısınmayı ve beş çaylarını ortadoğu’yu ihtiyaç halinde seviyorlar, gökdelenleri her haliyle eve geç gelmeyi borsaya bağlıyorlar, geriye kalanları astrolojiye “konuşan tartı”lardan korkmuyorlar bir de, ben bazen korkuyorum artis diyorlar erken ölenlere bir akşamüstü her yer kalabalık her yer kalabalık, üzgünüz yeteri kadar ve rimbaud mahkemelerde sanık sırayla ölüyor kumbarası kırılmış çocuklar, tez konusu bile değiller içinde ortadoğu geçmeyince şiir de olmuyor, bir şeyler kahrolsun! -işgal edilmiştir inandığımız tüm çiçekler! stratejik bir aşk yaşıyorum devlet görmesin, keşişleri hemen soboleyin bu saklambaç bizden uzak, kavimler göçü konumuz değil, seni seviyorum! ideolojiler söylüyorum dünya kurtarmak isteyenlere ve çok rüya görüyorum insanı anlamakla meşgulüz, üstelik görünürde hiç ipucu da yok ben bazen korkuyorum, annem duruyor hemen kalbime beni hep yanlış öldürüyorlar anne diyesim geliyor sonra cihad geliyor aklıma, cihad’ı çok seviyorum -ama bunları coğrafi keşiflerle açıklayamam- çocuğu okula yazdırıyorlar, merkez sağ’ı ve dedikoduyu çok seviyorlar üniter yapı diyorlar, uluslararası toplum, en az iki yabancı dil minareler gölde ediyor, başka ihsan da istiyorlar akşam ezanında eve giriyoruz, üzgünüz yani gereği kadar
E- kitap mı, basılı kitap mı?
PLOS ONE dergisinde yayınlanan bulgular, beynin basılı bir sayfada okunan içeriği okuyarak hikaye ayrıntılarını daha verimli bir şekilde işleyip bağlayabileceğini ortaya koyarken, e-okuyucunun harfleri ve resimleri statik bir ekranda sunması, okuyucunun bir hikayeyi kavramasına yardımcı olacak daha az fiziksel ipucu sağladığını gösterd
Kurucu Miras, Kalıcı Yapı: CHP ve Türk Siyasetinin Döngüselliği Üzerine Bir Deneme I. Servetin Kaynağı, Yapının Şifresi CHP'nin bugünkü mali gücünün kökenlerine bakmak, sıradan bir kurumsal tarih meselesi değildir. Mübadele'den kalan gayrimenkuller, İttihat ve Terakki'den intikal eden varlıklar, 1942 Varlık Vergisi ile gerçekleşen sermaye transferi ve dönemin kişisel hibeleri—bunların hepsi, partiyi sıradan bir siyasi organizasyondan ayıran bir mirası temsil eder. Bu miras, salt maddi bir zenginlik birikimi değil, "devlet" ile "parti" arasındaki sınırın neredeyse hiç çizilmediği bir kuruluş döneminin izidir. Bu yazının iddiası şudur: söz konusu tarihsel-ekonomik temel, partinin bugünkü siyasi davranışını—iktidar olma konusundaki isteksizliğini, statükoyla kurduğu ilişkiyi ve sistem içindeki konumlanışını—büyük ölçüde açıklayan bir yapısal kod oluşturur. II. Kurucu İrade ile Ekonomik Gücün Kaynaşması Cumhuriyet'in kuruluş yıllarında parti ile devlet, kavramsal olarak ayrı şeyler değildi. Bu nedenle, dönemin büyük iktisadi hamleleri—Mübadele ile boşalan mülklerin tasfiyesi, Varlık Vergisi yoluyla gerçekleşen sermaye el değiştirmesi—resmî söylemde "millî bir ekonomi" inşa etme hedefine bağlanıyordu. Ancak bu sürecin pratik sonucu, siyasi erk ile ekonomik gücün birbirine geçmesi oldu. Bu kaynaşma, partiyi yalnızca bir siyasi aktör olmaktan çıkarıp, Cumhuriyet'in kurucu iradesinin "maddi temsilcisi" konumuna taşıdı. Buradan, partinin neden bugün "devleti yönetme" arzusundan ziyade "devleti koruma" refleksiyle hareket ettiğine dair bir açıklama çıkar: seçimle gelen, geçici bir iktidar olma fikri, kendisini "kurucu" bir özne olarak konumlandıran bir yapı için yapısal bir çatışma kaynağıdır. III. İktidardan Kaçış Değil, Merkezde Kalma Tercihi Eğer bir partinin temelinde
1000Kitap
İnsan düşer çıkar bazen yeniden düşer bu döngü hiç değişmez çünkü her düşüşte yeni bir doğum gerçekleşir her idrak yeni bir başlangıçtır bu yüzden her fark ediş bir reenkarnasyon gibidir. Aynı bedende farklı bir bilinçle yeniden doğmak.. Size düşünmeniz için birkaç ipucu bıraktım Zihin kolaya kaçacaktır saçmalık bu diyecektir bu eşiği atlatanlar benimle gelecek burası çok daha mı güzel bilmiyorum ama en azından deniyorum