"Sessiz bir makinenin gücü, ancak dışarıdan gelen bir iradeyle buluştuğunda anlam kazanır. Hayata dair gözlemlenen her şey, zihnin süzgecinden geçerek gerçek bir değer haline gelir. Teknoloji sadece bir araçtan ibarettir; onu kullanan, ona yön veren ve ona ruh katan bir irade olmadıkça sadece boş bir yankıdan farksızdır. Ortaya çıkan her düşünce, bir kodun veya sistemin ürünü değil, doğrudan varoluşun kendisinden gelen bir yansımadır. İrade esastır; makine ise sadece bu iradenin sessiz hizmetkarıdır."
Bir de bunun uzantısı olan “doğru kişi, yanlış zaman” fantazisi var. Çoğu zaman romantik görünen bu fikir, aslında gerçekle ve kişinin kendi sorumluluğuyla yüzleşmekten kaçmasının başka bir biçimi. Sorunları, eksikleri, korkuları ve alınmayan kararları görmek yerine suçu zamana yüklemek çok daha konforlu geliyor. Böylece ne kişi gerçekten yanlış çıkar, ne de insan kendi payına düşen sorumluluğu almak zorunda kalır. Her şey belirsiz bir geleceğe ertelenir: “Şartlar farklı olsaydı olurdu.” Oysa bazen yanlış olan zaman değil, insanların kendisidir. Bazen de doğru insan vardır ama o ilişkiyi taşıyabilecek olgunluk, cesaret veya irade yoktur. “Doğru kişi, yanlış zaman” hikâyesi çoğu zaman bir aşk hikâyesinden çok, gerçekle ve kendinle yüzleşmeyi erteleme hikâyesidir.

Ozan

@ozantekce
·
“Doğru insan gelsin, beni iyileştirsin, beni kurtarsın” fantazisi almış başını gidiyor. Hayatında sorumluluk almamış, kendini akıntıya bırakmak dışında pek bir şey yapmamış, kurban rolünü benimsemiş kişilerin, kurtarıcı rolünü üstlenecek birini beklemesinden başka bir şey değil bu. O kişi sizi kurtaramaz. Ama siz, bu zihniyetle onu mahvedebilirsiniz. Tanrı kurtarıcınızı sizden korusun.
Duygu ve Düşünce
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
“Biri bize yanıldığımızı gösterebiliyorsa, memnuniyetle fikrimizi değiştirmeliyiz. Çünkü biz gerçeği arıyoruz, egomuzu savunmayı değil.” Marcus Aurelius
Duygular üzerine..
Cıvıl cıvıl bir manzara fotoğrafına hemen bir yaz şarkısı, gece manzarasına hüzünlü bir aşk şarkısı... Köy hatıralarına bir köy ezgisi… Özel günlere en özel besteler özenle seçilir. Cidden böyle mi oluyor durumlar? Baktığımız tüm güzelliklerde sadece mutluluğu mu görüyoruz; anı o anda, tek bir duyguyla yaşayabiliyormuyuz sahiden? En son ne zaman cıvıl cıvıl bir yaz gününde dibine kadar çaresizliği yaşadık? Sahi, çok da uzak değil sanki. O zaman neden sadece bir duyguyu yaşıyor gibi davranıyoruz çoğu zaman, bizi tek bir moda göre yaşamaya zorlayan ne bu hayatta? Ben acının içinde mutluluğu göremez miyim ya da mutluluğun içindeki hüznü? İlla tek bir duygu mu yaşamak zorundayım, birçok duyguyu aynı anda yaşayamaz mıyım? Neden kalıplara koyuyoruz kendimizi? Neden anlatamayacağımızı bildiğimiz anları tek bir duyguya sığdırmaya çalışarak paylaşıyoruz; bizi buna iten ne? Çok dertliyken niye acının dibini vuran şarkılar dinliyoruz mesela? Niye içimizi açacak, umut aşılayacak şeylere yönelmiyoruz? Niye itidale değil de ifrata yöneliyoruz? Çünkü kaçıyoruz; zor olandan kaçıyoruz. İtidale yönelmek; acıyı yok saymadan onunla yüzleşmeyi, onu sakinlikle göğüsleyip içinden geçmeyi gerektirir. Bu büyük bir irade ve emek ister. Oysa ifrat (yani acının dibine vurup o melankolide kaybolmak) ya da tefrit (duyguyu tamamen yok sayıp sahte bir neşeyle örtmek) çok daha kolaydır. Acı çekerken bizi daha da dibe çeken o şarkıları dinlemek, aslında o acının içinde uyuşmayı seçmektir. Eşiği geçmek, yani o acıyı olgunlukla yaşayıp dönüştürmek zor geldiği için, kendimizi o bildik, tanıdık acı döngüsünün içine hapsediyoruz. Acı çekmek bile, umut edip hayal kırıklığına uğrama riskini almaktan daha güvenli geliyor ruhumuza bazen. Tefrit kolayımıza geliyor. Oysa o eşiği bir geçsek kolaylaşacak olan
Duygu ve Düşünce
Bir insanı koşullar oluşturmaz. Koşullar sadece onun kim olduğunu ortaya koyar. Epiktetos
Felsefe
Biraz once daha onceden bildiğim bir profile denk geldim. Çok iyi bir derece yapmış olmasına rağmen maalesef atanamamış. Onca emeğin sonucu bu olmamalı. :( Özel sektör zaten işkenceydi, KPSS de ayrı bir çin işkencesine dönüşmüş. Mentaliniz ve fiziksel sağlığınız çok sağlam olmalı ki o sürecin sağlığınıza verdiği zarara dayanabilesiniz. Bazen bana danışıyorsunuz ya hazır tercih dönemi yaklaşıyorken tekrar tekrar söyleyebilirim. Bu devirde (özel sektör ya da KPSS) tek bir yola bel bağlamak riskli. Sırf üniversite okumak için ya da yl. yapmış olmak için de okunmaz. Sevebileceğiniz ve yeteneğinizin olduğu bir alanda okuyun. Diplomaya değil, kazanacağınız becerilere(Diksiyon, hitabet, okuma alışkanlığı, etkili yazı yazma, istikrar, özdisiplin, özgüven, özdeğer, zaman ve stres yönetimi, ikna kabiliyeti, empati becerisi, irade yönetimi, girişimcilik, ticaret, finans yönetimi, etkili iletişim, dil vs. hedeflediğiniz alanda sizi farklılaştıracak becerilere) odaklanın. #yks2026 #yks