Lehli Simon (1608-1619): “Edirne’nin sokakları taşla döşenmiştir. İnsanların ve hayvanların sokaklarda ıslanmadan yürümeleri mümkündür. Şehirde misafirhaneler, taştan yapılmış büyük kâgir camiler, hamamlar, çeşmeler ve tatlı içme suları vardır. İçlerinde yük hayvanları ile beraber kalabileceği, yemek yiyip, yıkanabileceği, bin kişilik kervanları ağırlayabilecek misafirhaneler vardır… Geniş nehirlerin üstünde taştan yapılmış birçok köprü mevcuttur. Şehrin bir ucundan diğerine akan üç nehir, orayı kutsar ve bolluk getirir. Kenti, yarım günlük yürüyüş mesafesini kaplayan bostanlar ve bağlar çevreler.”
Yine de bu etkileyici tanıklıklara rağmen, şehrin daha kötü tarafları da vardı. 17. yüzyılın sonlarına doğru, 15.000 kişi veya şehir nüfusunun yarısı kadar, alanı sadece 360.000 metre kare olan şehir surlarının içinde yaşıyorlardı. Bu da, metre kare başına 41.500 kişilik bir nüfus yoğunluğu eder. Böyle bir nüfus yoğunluğu günümüzde insanlık dışı bir düzeyde kirlilik, bakımsızlık ve sefalet anlamına gelirdi.