Tevhid bahsinde bu kadar bilgi sana yeter. Çünkü vakit kıymetlidir, onu kaybetmeye gelmez. Akıl selametine erişmişse bu selameti bozmak akıl kârı olmaz.
Homeros da, Pindaros da, Aiskhylos ve Sophokles de anlattıkları tanrı dünyasının ve efsane geleneğinin gerçekliğine inanmış kişilerdi. Yeni efsaneler yaratırken, eski efsanelere yeni biçimler vererek bu geleneği zenginleştirirken hiç kuşkusuz dinlerine hizmet ettiklerine, topluma olan borçlarını ödediklerine inanıyorlardı. Ama şiir yoluyla akıl yolu birleşmemiş. Ne yapalım ki çoğu zaman birleşmez bu ikisi.
'Sabetay Sevi sarsıntısı'ndan kurtulma sürecinin bir bölümü olarak, Osmanlı ülkesindeki birçok cemaat gibi, Hahamlar tarafından yönetilen Edirne Cemaati de, Sabetay Sevi olayından toparlanmak için, bazı uygulamaları ne kadar eskimiş olursa olsun Musevi diniyle ilgili konularda gelecekte hiçbir değişiklik yapılmamasına karar verdi. Eğitim meseleleri, düşünce süreci ve yeni bilgilerin edinilmesi donduruldu. Ne kadar 'çağdışı' olursa olsun, hayatın her alanında o dönemi yöneten katılaşmış uygulamalarda en küçük bir değişiklik yapılması dahi yasak edildi. Sonuçta Edirne dâhil, Osmanlı İmparatorluğu'ndaki tüm Yahudilerin üzerine karanlık bir çağ çöktü.
Lehli Simon (1608-1619): “Edirne’nin sokakları taşla döşenmiştir. İnsanların ve hayvanların sokaklarda ıslanmadan yürümeleri mümkündür. Şehirde misafirhaneler, taştan yapılmış büyük kâgir camiler, hamamlar, çeşmeler ve tatlı içme suları vardır. İçlerinde yük hayvanları ile beraber kalabileceği, yemek yiyip, yıkanabileceği, bin kişilik kervanları ağırlayabilecek misafirhaneler vardır… Geniş nehirlerin üstünde taştan yapılmış birçok köprü mevcuttur. Şehrin bir ucundan diğerine akan üç nehir, orayı kutsar ve bolluk getirir. Kenti, yarım günlük yürüyüş mesafesini kaplayan bostanlar ve bağlar çevreler.”
Yine de bu etkileyici tanıklıklara rağmen, şehrin daha kötü tarafları da vardı. 17. yüzyılın sonlarına doğru, 15.000 kişi veya şehir nüfusunun yarısı kadar, alanı sadece 360.000 metre kare olan şehir surlarının içinde yaşıyorlardı. Bu da, metre kare başına 41.500 kişilik bir nüfus yoğunluğu eder. Böyle bir nüfus yoğunluğu günümüzde insanlık dışı bir düzeyde kirlilik, bakımsızlık ve sefalet anlamına gelirdi.