“Bitmiş gençliğimi, yaşayamayacağım yaşlılığımı düşünüyorum. Gerçekleşmemiş her şeyi, ölü doğan bebekleri, melekleri, sadece hayali kurulmuş sevdaları, seherle yarım kalan rüyaları düşünüyorum ve sonsuza dek ölmüş şeyleri, soykırımları, kesilen ağaçları, soyu tükenen balinaları ve tükenmiş tüm ırkları. Suların terk ettiği, çırpınarak canını kurtaran ve bizim var olmamızı sağlayan o ilk balığı düşünüyorum. Her şeyin denize uzandığını düşünürüm. Her şeyi, doğmayı asla başaramamış ve sonsuza dek ölmüş her şeyi bağrına basan denizi. Gökyüzünün açılacağı ve bütün bunların ilk kez ya da bir kez daha meşruluklarını yeniden kazanacakları o günü düşünürüm.”
“O ana kadar tutkulu bağlılığın ne olduğundan habersizdim. Bağlılık ateşi insanın içine bir kez düştü mü, o insanın ölmekten başka seçeneğinin kalmadığını da bilmezdim.”
“Oysa şimdi, gözlerimi asıl kamaştıran, güzelliğin tehlikesi değil, tehlikenin güzelliği; artık gençliğe özgü hiçbir şey gülünesi gelmiyor bana. Nedeni belki de gençliğimin artık benden, benim özbilincimden herhangi bir beklentisi olmamasıdır.”