“Ben doğduğumda, olduğum şeyin bir ismi yoktu.”
(syf:7)
Kirke güneşin tanrısı ve titanların en güçlüsü Helios ve akarsuların koruyucusu Perseis’ın kızı olarak doğar. Ancak Kirke, ne ilahi bir görünüme ne de bir sese sahiptir. Annesi Helios’a güçlü bir evlat veremediğinden Kirke’den kendini hep uzak tutmuştur ve bu uzaklık bir erkek evladın hayata gelmesinden sonra daha da artmıştır. Ama en yakın arkadaşı olan kardeşi Aietes Kirke’den farklı olarak güçlerinin kullanımına hakimdir ve babasının ona verdiği krallığı yönetmeye gittiğinde Kirke’nin yalnızlığı daha da artar. İçine doğduğu bu dünyada hep dışlanan Kirke, her gün yürümeye gittiği rıhtımda karşılaştığı bir ölümlüye duyduğu aşkın onun kendi güçlerini keşfetmesine ve tüm hayatını etkileyecek kararlar verip Aiaie’nin Cadısı’na dönüşmesine neden olacağından habersizdir…
Kitabı okumaya başlamadan önce mitoloji bilgimin zayıflığı beni korkutmuş olsa da gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki anlaşılması kolay ve okuması oldukça rahat bir kitap. Ayrıca kitabın son birkaç sayfasında adı geçen tanrılar, ölümsüzler, titanlar vs. hakkında bilmeniz gereken tüm bilgiler yer alıyor. Masal tadında bir kitap okumak isteyen herkese tavsiyedir.
“Ozanlar benden, -erkek- kahramanın karşısında diz çöküp merhamet etmiş bir kadın olarak bahsetti hep; ilaç katarmışım tatlı şaraplarına, büyüleyip domuza çevirirmişim hızlı giden gemilerin tayfasını, baba evini unutturur, sılaya kavuşmalarına müsaade etmezmişim. Ne demeli, kadınlara haddini bildirmek ozanların en sevdiği vakit geçirme biçimidir; yerlerde sürünüp ağlamazsak gerçek bir hikaye olmazmış gibi.
Ama yanılıyorlar, yanılıyorsunuz: Cadılık illa nefret, kıskançlık ya da başka türlü bir kötülükten doğmaz; ben ilk büyümü aşkımdan yaptım.”
(syf:160)
Ben, KirkeMadeline Miller
Boğaziçi'nde Bosnalılar Yalısı'nda doğup büyümüş ve şuan aynı yalının bahçesindeki küçük evinde hayatını devam ettiren paşa torunu Leyla Hanım, yalının yeni sahibi Ömer Cevheroğlu ve eşi Necla tarafından sokağa atılır ve mahallenin çocuklarından gazeteci Yusuf'un ısrarları üzerine Cihangir'deki bekâr evine sığınmak zorunda kalır.
Yusuf'un sevgilisi Rukiye “Roxy” hip-hop tarzı müzik yapan bir grubu olan ve aile geçmişi sorunlu Almancı bir kızdır. Hayatta iyi insanların da var olabileceğini unutmuş saldırgan bir ruh haline sahip Roxy, Leyla Hanım’ın gelişini kabullenmekte oldukça zorlanır. Fakat Leyla Hanım onun kendini bulmasında en önemli etken olmak üzeredir..
Romanda bize aktarılan Leyla Hanım’ın evine, özüne sahip çıkma çabasından ziyade birde yalının yeni sahibi Ömer Cevheroğlu ve Kadızade Konağı'nda dört kuşaktır uşaklık yapan bir aileden gelen babası Ali Yekta Bey’in sağlıksız ve hırs dolu baba oğul ilişkisi anlatılmaktadır. Her biri ayrı bir dünyadan gelen bu insanların hayatlarının kesişmesi, onların hem kendilerini hem de birbirlerini değiştirmeleri, aslında “ev” kavramının sahip değil, ait hissettiğin yer olduğunu anlamamızı sağlıyor..
“Biraz erken ya da biraz geç ölmenin bir anlamı olmadığına göre, yaşamanın amacı neydi? Zaten yok olacak kumdan şatolar yapmak neye yarıyordu? Büyük bir mücadele içinde olan insanlar böyle şeyler düşünmüyor, kendilerini hayattaki başarılarına adıyorlardı. Ama insanın temel duygusu buydu. Yeryüzü korkusu, yaşam ürkekliği, geçici olmanın yarattığı yürek burkulması. Yani boşluk, büyük bir boşluk.”
(syf:218)
Leyla'nın EviZülfü Livaneli
”İçinde yemek tarifleri, aşk öyküleri ve kocakarı ilaçları bulunan roman.”
Büyülü gerçeklik akımının önemli eserleri arasında yer alan ve ölmeden önce okunması gereken 1001 kitap listesine giren Acı Çikolata’da dönem şartlarında Meksika'da aile geleneğine göre evin en küçük kızı olması nedeniyle annesi ölene dek ona bakmakla yükümlü olan ama buna karşın Pedro'ya delicesine tutkun Tita’nın yemek yapmayı aşkının iletişim aracına dönüştürmesiyle buluşuyoruz.
Geleneklerine sıkı sıkı bağlı olan Mama Elena Tita ve Pedro’nun evlenmesine kesinlikle izin vermez ve Pedro’ya Tita’nın ablası Rosaura ile evlenmesini teklif eder. Pedro’da Tita’ya yakın olabilmek için bu teklifi kabul eder. Bu evlilik haberinden sonra Tita için aşkın anlamı değişmiştir ve duygularını kelimelerle değil yemekleri ile ifade etmeye başlar..
12 ayrı bölümden ve yemek tariflerinden oluşan bu romanda büyülü gerçeklik akımı bir noktadan sonra o kadar olağan geliyor ki Tita’nın ruh halinin yaptığı yemeklere geçmesi, gözyaşları nedeniyle evi sel basması vb. unsurlar okura normal gelmeye başlıyor ve okurlar masal tadında bir kitapla buluşmuş oluyor.
“Hepimiz, içimizde bir kutu kibritle doğarız. Ama tek başımıza bunu yakamayız…”
(syf:110)
”Hissettiklerini açıklamaya sözcükler yetmezdi. Ne yazık ki o zamanlar uzaktaki kara delikler henüz bilinmiyordu. Eğer bilseydi, göğsünde büyük bir kara delik açıldığını hissettiğini söylemesi kolay olurdu.”
(syf:25)
Acı ÇikolataLaura Esquivel