İrem Güner

İrem Güner
@ireemgnr
Kendi hayat hikayemizi ne kadar sık anlatırız? Ne kadar sık düzeltmeler yaparız, güzelleştiririz, kurnazca kesintilere gideriz? Hayat uzadıkça, çevremizde hikayemize meydan okuyacak, bize hayatın bizim hayatımız olmadığını, sadece hayatımız hakkında anlattığımız hikaye olduğunu anımsatacak kişiler de azalıyor. Başkalarına ama -esas olarak- kendimize anlatılan bir hikaye.
Reklam
Acaba böyle de yaşama, buna da yaşama deme imkanı var mıydı, imkansızlıktan mı böyle deniyordu? İmkansızlıktan mı yaşama şekilleri, modelleri diye bir şeyler uydurulmuş, yaşayamayan bu da benim hayat tarzım desin, çoğunluk da ona uyup, "Kalabalık olduğumuza göre hakikatiz demektir," düstürunca hayatın yakasından düşsünler diye mi icat edilmişti?
Okumayı artırıyor, dinlemeyi artırıyor, etrafında gerçek olarak tek numunesine rastlamadığı her sözden, her nağmeden haberdar oluyordu. Gerçek ile ilişkisi zayıfladıkça kırılganlığı artıyor, fark ettikleri büyüyordu. İçinde sanki gizli ilimlerden bir çıkın saklanıyordu.
Nasıl da her şey acı ile içeri sokulabiliyor, nasıl da her şey bu bedene bu gönle sığıyordu. Nasıl bunu alamam, kabul edemem denen şey daha yolda bir hurca zorla sıkıştırılan yorgan gibi giriyor ve ağzı sıkı sıkı kapatılıyordu.
Her genç ve dünyayla el sıkışmamış gibi o da etkinin, tesirin her türünün, her yüksek şeyin herkese eşit şekilde dağıldığını zannediyor ve buna tesadüf etmemişlere ilk kendisi sunarsa bunun unutulmaz bir hatıra olacağını düşünüyordu.
Reklam