Odada volta atarken düşüncelerin de seninle birlikte volta atıyor, hiç durmadan volta atıyordu. Fakat ne kadar soyut olsalar da, sonuçta düşüncelerin de bir dayanak noktasına ihtiyacı vardır; yoksa yalpa vurmaya ve anlamsızca kendi etraflarında dönmeye başlarlar; düşünceler de katlanamaz hiçliğe.
Hiçbir şey yapmadılar bize- bizi tam bir hiçliğin ortasında bırakmakla yetindiler; zira bilindiği gibi, dünyadaki hiçbir şey insan ruhunun üzerinde hiçlik kadar büyük bir baskı kuramaz.
Yirmi bir yaşında Banatlı bir delikanlı, köyünün tamamının odunculuk yaparak, en ağır işlerde köle gibi çalışarak bir yılda kazandığının kat kat fazlasını, bir tahtanın üzerindeki taşları azıcık sağa sola ittirerek bir haftada kazanıyorsa kendini nasıl dev aynasında görmesin? Hem sonra, bu dünyadan bir Rembrandt, bir Beethoven, bir Dante geçtiği bilgisinin zerre kadar ağırlığını taşımayan birinin kendini büyük adam sanmasından kolay ne var?
Suçluluk dediğin gecenin bir yarısı seni uyanık tutardı ya da uyumayı başarmışsan rüyalarını zehirlerdi. Suçluluk, mutlu anların hepsinin içine öylece dalar, kulağına keyif almaya hakkın olmadığını fısıldardı.