Romancılığını o muhteşem çarpıcı eseri ‘’Konstantiniyye Oteli’’yle tanıdığım Livaneli’nin ‘’Engereğin Gözü’’ romanı, anlatısını bir harem ağasının ağzından aktarmaktadır. Bu tercih, metne güçlü bir iç odaklanım kazandırırken, okuru Osmanlı sarayının kapalı ve hiyerarşik hareminin öznel bir bakışla içine alır. Anlatıcının konumu, hem iktidara yakın hem de dışlanmış bir perspektif sunduğu için metinde yer yer güvenilmez anlatıcı özellikleri de görülür. Tüm bunların yanında kitabın anlatım dili Livaneli tarafından oluşturulmuş ve tarihçi Murat Bardakçı tarafından kritiği yapılıp gerekli yerlerde düzeltilmiş 17. yy. harem ağasının Türkçeyi kullanma şekliyle aynıdır. Bu da romanın kendine has bir üslubu olduğunu düşündürür.
Ömer Zülfü Livaneli eserin bir tarihî roman değil, daha çok psikolojik bir roman olduğunu savunuyor; ancak saray erkanı yaşamı, harem düzeni, ve dönemin sosyo-politik yapısı anlatının temelini oluşturduğundan romanın belirgin biçimde tarihsel roman nitelikleri taşıdığı da söylenebilir.
Eser, akıcı dili ve dramatik kurgusuyla başarılı bir anlatı sunsa da, çoğu zaman atfedildiği ölçüde “eşsiz” değildir. Tematik açıdan geleneksel saray entrikası, padişah annesinin iktidar hırsıyla şekil alması ya da padişahların özel hayatlarını işlediğini söyleyebiliriz. Tüm bunları bilmeyen, bunlarla ilk defa karşılaşan bireyler üzerinde çarpıcı etki yaratabilir fakat bana göre Engereğin Gözü, nitelikli ancak yer yer abartılan bir eser olarak değerlendirilebilir.