Bir kadın evden gidince, oraya artık ev demek doğru değil. Kadın evden gidince geriye yalnızca duvarlar kalır. Kadının ayrıldığı evi ısıtamazsınız. Kadın evden gidince geriye yalnızca üşümek kalır. Kadının terk edip gittiği evi aydınlatmaya lambalar yetmez. Kadın evden gidince geriye yalnızca karanlık kalır. Kadın gidince yalnızca suskunluk kalır.
Tek başına ağlayan kadınlar. Dünyanın kırık kalbi. Dünyanın dip boyası gelmiş saçları. Dünyanın rutubetli duvarları. Sadece nakaratını hatırladığımız o eski şarkılar.
Tek başına, içini çeke çeke ağlayan; kendini tutmak isteyip de tutamayan, gözlerini silerken ellerine göz kaleminin siyahı bulaşmış, karşısında biri varmış gibi gözlerini sabit bir noktaya dikip öylece bakkalan kadınların sızısıyla kararıyor gökyüzü. Bu kapalı gökyüzü, yaz günü içimizi saran kasvet, bu kimsesizlik hissi.
Tek başına ağlayan kadınları daha ne kadar kaldıracak bu yorgun, bu yaşlı, bu bütün kötülüklerden beli eğilmiş, bu dizleri üzerine çökmüş, bu hor ve kaba kullanılmış dilsiz dünya?