Bir insanı değerlendirmek tüm sınırlarınızı zorlamanızı ve bakış açınızın geniş olmasını gerektirir. Dışarıdan bakarak bir insanın ufkunun nereye kadar uzandığını ölçebilmenize imkân yoktur. Anlama ve tanıma becerisi, kişisel deneyimle kazanılır.”
“Karanlıkta hiçbir şey birbirinden kesin sınırlarla ayrılmaz. Siyah ve beyaz ortadan kalkar. Kesin yargılara varamaz insan. Gün işığında insan tüm cevapları bildiğini ve her şeyi olduğu gibi görebildiğini zanneder. Oysa gökyüzü karardığında, önyargılar yumuşar, suçlamalar çekilir ve duygular ortaya çıkar.”
Dibs, büyümenin karmaşık bir iş olduğunu, hayatın içerisinde saklı hediyeleri elde edebilmenin güçlüğünü ve umudun bir gün ışığı, hüznünse ani bastıran bir yağmur gibi olduğunu, derinden hissederek öğrenen bir çocuktur. Kendini güvende hissetmenin tek yolunun dışarıdaki dünyadan geçmediğini, aksine, aradığı o sabit zeminin çok derinlerde de olsa kendi benliğinde var olduğu yavaş ve ürkek adımlarla keşfetmiştir.
“Galiba ben büyüyünce soytarı olacağım,” dedi Dill. Jem’le ikimiz yürümeyi bıraktık.
“Evet, efendim, bir soytarı,” dedi. “Dünyada başka insanlar için yapabileceğim hiçbir şey yok, gülmekten başka, işte ben de bu yüzden bir sirke katılıp gülmekten öleceğim.”
“Ters söylüyorsun, Dill,” dedi Jem. “Soytarılar kederlidir, insanlar onlara gülerler.”