Güneş batmak üzereydi, ince bir yağmur yağıyordu. Cenaze arabasının tekerlek izlerini izliyordum, iradesiz, kendiliğinden. Hava kararınca yolumu kaybettim. Gayesiz, düşüncesiz, iradesiz, kat kat koyu karanlıkta yavaş yavaş yürüyordum. Nereye gideceğimi bilmiyordum. Onu yitirmiştim, iri iri gözlerini kan pıhtıları içinde görmüştüm. Zifiri bir gecenin koynunda kımıldayıp duruyordum, ömrümü dalgalarına gömmüş, derin bir geceydi bu. Bu geceyi aydınlatmış o bir çift göz, ebediyen sönmüştü. Bir yere varmışım, varmamışım, benim için ne fark ederdi!