Çocuğu bir köpeği eğitir gibi eğitiriz. Çocuğa bizim ona kızabileceğimizi ama onun bize kızamayacağını, bizim onu elestirebileceğimizi ama onun bizi eleştiremeyeceğini, bizim ona müdahale edebileceğimizi ama onun bize müdahale edemeyeceğini, evde, okulda, her yerde yalnızca bizim kurallarımıza uygun şekilde yaşayabileceğini öğretiriz. Zihnimizde tasarladığımız şekle uymadığı anda çocuğu bizi üzmekle suçlarız. Dört yandan herkesin çocuğa “Öyle yapma ama, bak,anneni/ babanı/öğretmenini üzüyorsun,” dediğini duyarım. Halbuki kendisi üzgün olmayan hiçbir çocuk anne-babasını, öğretmenini, bizim bakışımızla söylersek “bir büyüğünü” üzmez. “Anneni üzüyorsun” dediğimiz her durum için, çocuğun neden üzgün olduğuna bakmalı. Çocuğun hislerini hiçe saymayı o kadar kanıksamış haldeyiz ki. Çocuk da hisleriyle bağ kuramadan,gerçek hislerinin ne olduğunu bile bilemeden, onları bastırmayı ve yok saymayı öğrenerek büyüyor.