"Karşınıza bir şey çıkıyor ve sizi teslim alıyor, siz de kendinizi bırakıyorsunuz, artık hesap kitap yapmıyorsunuz, hiçbir şeyden çekinmiyorsunuz ve artık yarım kalan bir şeyle yetinmiyorsunuz, hiç düşünmeden, hiç kuşkuya kapılmadan, hatta ayrımına varmadan alıyor ve veriyorsunuz; tehlikeye gülerek, kendinizi unutarak bakıyorsunuz; takaten kesilen bir akıl ve yoğunlaşan bir ruhla ilerliyorsunuz, ilerliyorsunuz... varabileceğiniz en, en yüksek yer bu değil mi? Seçkinliğimiz, soyluluğumuz burada değil mi?"
"Evet, hayat böyle bir şey işte," diye kızı o hoş ruh halinde tutmaya çabalayarak onayladı. "Büyük kuramlar geliştiriyoruz, ruhen uyumlu olmak istiyoruz, her şeyi kılı kırk yararcasına sınamak istiyoruz, ama sonunda başka hiçbir işarete bakmadan anın bahşettikleriyle seçiyoruz birbirimizi."
"... Evet, dünyanın şu haliyle bu gerekli olabilir, fakat benim duyduğum en aşağılayıcı şey. İnsanın yürekten inanarak yaptığı bir şeyi saklamak veya inkar etmek zorunda kalması! Sevinmeniz gerekirken utanç duyuyorsunuz!"
"Görünüşe hiç aldırmadığım için belki benim arkamdan da sıkı dedikodu yapıldığı olmuştur; fakat ben her zaman böyle şeylerin kulağıma kadar ulaşmasına izin vermeyen gerçek dostlar tarafından yeterince korundum."