Beni bırakmadan, sarılışını gevşetmeden, bana nefes aldırmadan öpüyor, öpüyordu. Öylesine bir şiddet ve gözü kararmışlıkla öpüyordu ki sevgisiyle beni neredeyse hırpalıyordu. Hararetten bitkin düşmüş ve susuzluğunu gideremeyeceğinden korkan birinin su içmesi gibi öpüyordu. Sanki ölümden kurtulacakmış gibi tarifi imkansız bir istekle öpen birinin minneti, heyecanı ve özlemiyle öpüyordu.
"... Bizim artık annelerimiz ve büyükannelerimiz gibi düşünmediğimiz içlerinden birinin bile aklına geliyor mu sanıyorsun? 'Efendim aşağı, efendim yukarı' diye etraflarında dört dönüp duran kadınlardan değil de artık kendi kendimizin efendisi olduğumuzun, kısacası eski kölece anlayışları rafa kaldırdığımızın farkındalar mı sence?"