"Yeter, kesin artık!" dedi kapıcı.
“Evet!” dedi Zahar. "Tanrı'ya şükür, benim efendim şanlı şöhretli; misafirleri generaller, kontlar, prensler. Öyle her kontu da almaz huzuruna: bazısı gelir, ama kapı ağzında dikilir.. . Hep sanatçılar gelir..."
"Nedir o dediğin kardeşim, nedir o sanatçı dediğin?" diye sordu kapıcı kavgayı bölme umuduyla. "Memur mu, ne?”
"Hayır, canı ne isterse onu uyduran beyefendilere sanatçı denir," diye açıkladı Zahar.
[İlya İvanoviç] "Bu ne felaket? Baksanıza!" der. "Biri ölecek: burnumun ucu kaşınıyor...”
“Ah, Tanrı aşkına!" der ellerini çırparak karısı. "Burnunun ucu kaşınıyor diye biri ölecek olur mu? Burun kemerin kaşınırsa biri ölür. Yani, İlya İvanoviç, amma unutkansın sen, Tanrı yardımcın olsun! İnsan misafirlerin ortasında böyle bir şey söyler mi, ayıp."
"Peki burnun ucunun kaşınması ne demek?" diye sordu aklı karışan İlya İvanoviç.
“Kadehe bakacaksın. Yani, ne alakası var; biri ölecekmiş!"
“Hep karıştırıyorum!" dedi İlya İvanoviç. "Ama hatırlamak mümkün mü? Burnun yanı kaşınır, ucu kaşınır, kaş kaşınır..."
"Yanı kaşınırsa," dedi Pelageya İvanovna, "haber gelecek demek; kaş kaşınırsa gözyaşı demek; alın kaşınırsa biri gelecektir: alnın sağ kısmı kaşınırsa erkek, sol kısmı kaşınırsa kadın gelir; kulaklar kaşınırsa yağmur var demek; bıyık kaşınırsa misafir gelecek; dirsek kaşınırsa yeni bir yerde uyunacak; ayaklar kaşınırsa yola gidilecek...”
Misafir odasındaki koltuklarda, evin sakinleri ya da sürekli ziyaretçileri değişik konumlarda oturur burunlarını çekerlerdi.
Sohbet edenler arasında büyük ölçüde derin bir sessizlik hakim olurdu: herkes her gün birbirini görürdü; akıl servetleri karşılıklı olarak tüketilmiş ve harcanmış olur, dışarıdan da haberler çok az gelirdi.
Sessizlik; sadece Ilya Ivanoviç'in ağır, yerli malı çizmelerinin ayak sesleri duyuluyor, bir de holdeki duvar saati boğuk bir sesle sarkacını sallıyor ve ara sıra Papageya İgnatyevna ya da Nastasya Ivanovna’nın eliyle ya da dişleriyle kopardığı ipliğin sesi duyuluyordu.
* "Bahadır" "bogatir" biçimiyle Rusçaya eski Türkçeden geçen sözcüklerden biridir, (ç.n.)
** Eski Türkçe "busurman" sözcüğünden Rusçaya geçmiş olan "basurman," “Hıristiyan olmayan, Müslüman" anlamında, “gavur ya da kâfir" kavramının karşılığı olarak 20. yüzyıl başlarına dek kullanıldı, (ç.n.)