dillendirilmemiş bir hikâye var gönlümde
suskunluk kilidini vurma dudaklarıma
çöz ayaklarımdaki ağır prangaları
gönlüm perişan bu sevdayla
gel… kendinden başkasını düşünmeyen adam
gel, aç kafesin kapılarını
zindana mahkûm edeceksen ömrümü
son anlarımda olsun özgür bırak beni
suskunluk kilidini vurma dudaklarıma
söylemeliyim sırrımı
herkesin kulağına ulaşmalı
ateşten sesimin çınlayışları
şiirin baştan ayağa günah deme
o utançtan, o günahtan bir kadeh ver bana
cennet, hûriler, âb-ı kevser senin olsun
cehennem ateşinin dibinde bir ev ver bana
alıp götürüyorum, o uzak noktaya
arındıracağım onu günahın renklerinden
aşkın lekesinden
yokluğa götüren yersiz isteklerden
alıp götürüyorum, senden uzak kalsın diye
senden, ey boş umudun cilvesi
alıp götürüyorum onu, diri diri gömeyim de
kalmasın gayrı kavuşma hevesi
inleyiş titriyor, gözyaşı oynuyor
âh bırak, bırak kaçıp kurtulayım
senden, ey günahın coşkun pınarı
en iyisi bu belki de, senden sakınayım
…
ayağımı bağladı sonunda yolculuk bağı
gidiyorum, dudaklarımda gülümseme, bağrımda kan
gidiyorum çek elini gönlümden
ey, hiçbir şey vermeyen, boş umut.
hevesin ağlarını onun etrafına
boşuna örüyorsun ey susuz arzu, boşuna
gün gelecek yorgun ve çaresiz
güleceksin hevesin zayıf ağlarına
yakacağım senin umut harmanını
muradına erememenin ve hasretin alevleriyle.
ey bozgunculuk peşindeki günahkâr kalp,
gün gelir kurtulursun belki de.
kederin ağır halatıyla bağlayacağım seni
bir daha uçamayasın diye ona.
takatin yok, yorgunsun ey gönül kuşu
hemhâl ol, hemhâl… onun gamıyla.