Aylak Adam’ı beğendiğim için Anayurt Oteli’ni okumaya karar vermiştim. İkisini de okuduktan sonra Aylak Adam’ı daha çok beğendiğimi ancak Anayurt Oteli’nin de kesinlikle okumaya değer bir eser olduğunu söyleyebilirim. Anayurt Oteli, ailesinden kalan oteli işletme görevini üstlenen Zebercet karakterinin yaşadıklarını anlatıyor. Zebercet sıradan bir karakter değil, eseri de özel yapan en önemli noktalardan biri de bence bu. Anne-babasıyla yaşadığı sorunların üzerindeki etkisini sıkça gördüğümüz, kadınlarla sorun yaşayan, ilgi açlığı çeken, takıntılı, sapkınlıkları olan ve özellikle cinsellikle ilgili duygularını bastırılmış şekilde yaşayan bir karakter Zebercet.
Zebercet, dışarı çıktığında herkesin onu izlediğini, onun hakkında fikirler oluşturduğunu aralıksız bir şekilde düşünür ve bunu bir takıntı haline getirir. Ona laf atan kestaneciye içinden 10-12 tane hayvan ismi sayar, öfkelenir ancak bu öfkesini bir nebze bile dışa vurmaz ve içi içini yemeye başlar.
Zebercet’in bir diğer sorunu da bastırılmış cinsellik duygularına karşı iç dünyasında vermiş olduğu mücadeledir. Geceleri otelde kalanların kapılarını dinler ve duyduklarından kendinin de içerisinde olduğu senaryolar üreterek hayaller kurar. Bu hayallerin temelinde yakınlık kurma arzusu ve ilgi açlığı yatmaktadır. Zebercet, bir noktada artık kadınları insan olarak görmekten ziyade cinsel bir obje olarak değerlendirir (vücutları hakkında yorum yapması, her gördüğü kadını cinselleştirmesi) ve bu da kurmayı arzuladığı yakınlık ne kadar yüzeyde fiziksel olsa da aslında ihtiyacı olan şeyin gerçekten biri tarafından sevilmek olduğu gerçeğini göstermektedir.
Tüm bu takıntılar, bastırılmış duygular ve yalnızlığın da perçinlediği bunalım hali sonucunda “ayaklarını yıkaması, dişlerini fırçalaması, tıraş olması” aslında