Kurtarın beni! Götürün beni buradan! Rüzgar gibi üç tane küheylan verin bana! Otur faytoncu, zili çalın, dörtnala koşun atlar ve beni bu dünyadan götürün. Uzaklara... Hiçbir şeyin görünmediği yerlere...
Sanki bu ebedi sessizlik tabutuna gömülmüş, üzerine de toprak yerine görünmeyen gökyüzünün zifiri karanlığı atılmıştı. Artık vedalaşmaları ya da ölümü değil, sadece nasıl öleceğini düşünüyordu.