Adı:
Korku
Baskı tarihi:
2017
Sayfa sayısı:
120
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752444348
Çeviri:
Burcu Uzunoğlu
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Panama Yayıncılık
Başkentin ünlü avukatlarından birinin karısı olan Irene, saygın bir hayat sürmektedir.


Düzgün giden sekiz yıllık evliliği ve iki çocuğu vardır. Ne var ki arzularına yenik düşerek şehre gelen genç bir piyanistle gönül ilişkisi kurar.


Piyanisti gizlice ziyaret ettiği günlerin birinde, apartmandan çıkarken, dilenci kılıklı bir kadın karşısına çıkarak sırrını öğrendiğini söyler ve onu suçlar.


İlerleyen günlerde sık sık Irene’ye şantaj yaparak para ister.


İstenilen paranın miktarının her geçen gün artması sonucunda Irene, maddi olarak çökmüştür.


Dışarı çıkmaktan korktuğu için evde daha çok vakit geçirmeye başlar. Bu arada çocuklarıyla yakınlaşması ve eşinin ona olgun, saygılı, anlayışlı davranması vicdanında derin bir yara açar, manevi olarak da uçuruma sürüklenir.


Ve bir gün, bu şantajlardan kurtulmak için çözümü bulur.
80 syf.
·2 günde·8/10
Korku gerçekten üstadın da dediği gibi cezadan daha ağır mıdır?

Kesinlikle öyle (en azından bence). Her ne kadar kitapta başka bir konu ve başka bir korkudan da bahsedilse, kitabı okurken cesaretlenip kendi korkularımla yüzleşmeye kalkıştım. Ve yazarla aynı fikri paylaşarak kapattım. Korku gerçekten de cezadan daha ağır. Belki de bu yüzden korkuya dayanamayıp cezası ölüm bile olsa korkumuzla yüzleşiriz çoğumuz. Ya da hiç ardımıza bakmadan kaçarız korkumuzdan, kaçabildiğimiz kadar (sanki kaçacak yer varmış gibi).

Kitap Zweig’nin bizi sessiz sedasız iç dünyamızla yüzleştirdiği değerli eserlerinden biri. Kitabı okurken konudan koptuğum zamanlar oldu. Burada yazar masumdur. Zira bunun yegâne suçlusu benim aynı zamanda kendi korkularımı aklıma getirişim ve onlarla nasıl baş ettim ya da etmeye çalışacağımı düşünerek kaçırdığım yerlerdir.

Gelelim kitapta beni en etkileyen yere. Bir kadının aldatmasını konu edinmiş olan bu hikâyede kadının aldatmaya giden serüvenindeki tavrı şaşırtıcı derecede kadınsı geldi bana. Elbette kadınları tanıdığımı ima edecek kadar budala değilim. Zira bunu kimse yapamaz:) Fakat erkek bir yazarın bir kadının tam anlamıyla farkına varamadan aldatma sürecine nasıl yavaş yavaş düştüğünü bu denli etkileyici aktarmış olması şaşırttı beni. Aklıma acaba bir kadından dinlediği bir hikâyeyi mi kitaplaştırdı diye bile geldi. Çünkü kadını ihanete götüren sebeplerin basitliğini, süreç içinde aslında çok etkilenmemesine rağmen nasıl sürüklendiğini ve tehlikeyi görür görmez eşini aldattığı adamı ne kadar kolay sildiğini okuyunca bir erkek elinden çıkmak için fazla kadınsı bir aktarım olduğunu düşündüm. Bu da yazarın ne kadar başarılı olduğunun net bir kanıtı.

Zweig bu kitabıyla da bana diğer kitaplarını da okumam gerektiği düşüncesini tekrarlattı. Severek okudum.
80 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Kitap alamayan çocuklara kitaplar hediye edeceğim Youtube kanalımda, kitaplardaki alıntılar hakkında videolar hazırlıyorum. Destek olmak isterseniz abone olabilirsiniz: http://bit.ly/alintilarlayasiyorum

"Korkmaktan korkmayalım artık. Ordular ilk hedefiniz kendiniz!" Büyük Ev Ablukada

Fobofobi. Korkmaktan korkmak. Sınırsız bir korku döngüsü içinde kalmak. Belki de neden korkacağını bilememenin verdiği bir korku girdabı.

Çağımızda herkes için bir korku çeşidi var. Bunun içinde yerfıstığı ezmesinin, yerken, damağa yapışmasından duyulan korku çeşidi olarak arakibutirofobi, sakaldan ya da sakallı kişilerden korkmanın çeşidi olarak pogonofobi ya da güzel kadınlardan korkmanın çeşidi olarak venüstrafobi gibi korku çeşitleri de var. Fakat Zweig'ı bilirsiniz. Etiketlendirmelerle vakit kaybetmez bizim Zweig. İnsanın içinde olup biten buhranları en kesif bir şekilde ne yapar ne eder ama anlatmasını bilir.

Sahi neyden korkmuyoruz ki biz artık? Her gün korkacağımız yeni şeyler çıkıyor karşımıza. Korkunun bir süreç olduğunu bildiğimizden ötürü de sonucun soru işaretleriyle dolu olması bizi daha da alt ediyor çoğu zaman. Ygs-Lys'lere giriyoruz geleceğimizden korkuyoruz, pişmanlıklar duyuyoruz geçmişimizden korkuyoruz, anı yaşayamıyoruz şimdiki zamanımızdan korkuyoruz... Sevilecek insanlar çıkıyor karşımıza ve biz sevmekten korkuyoruz, karşımızdaki insanlara onların istediği türden hareketler yapmazsak da sevilmemekten korkuyoruz... Sanki kitaptakine benzer olduğu gibi hayattaki her parçanın bize şantaj yapmaya çalıştığını düşündüğümüz bir ortamda büyüyoruz. Korkarken bile doğru dürüst korkamıyoruz, çünkü korkunun mistikliği arasında kaybolup gidiyoruz.

Damarlarımız genişliyor, kan basıncımız artıyor, kalp atış hızımız artıyor, göz bebeklerimiz büyüyor... Aynı kedilerin nereye gittiklerini bilmeden rastgele yürümeleri gibi biz de rastgele yürüyoruz ölüme kadar. En çok da ölümden korkuyoruz denilir her zaman fakat hiç ölümle barışık olmayı deniyor muyuz? Belki de o zaman korku sürecinin sonunu göreceğiz. Belki de o zaman korkularımızın yersizliğini nice özgürlüklerimizle birleştireceğiz.

Iron Maiden'ın da dediği gibi karanlığın korkusu zaten esas olan. En karanlık olan da insanın nefsiyle, vicdanıyla ve kendisiyle verdiği o savaşın rengi değil mi? Belki de senden habersiz kaç hücre intihar ediyor içinde? Yoksa Zweig bir adrenalin şırıngasının mı içinde? Kitapta bahsi geçen piyanistin, piyanonun tuşlarına vurduğunda seyircilerde oluşan ürperme gibi beynimizin vurduğu tuşlara karşı kalbimizin korkusunu engelleyebiliyor muyuz?

Sınırlarını bilmediğimiz her şey korku doludur. Zweig da insan ruhunun sınırları konusunda Freudspor'lu olduğu için senden korkuyorum Zweig. Zamanında böyle kitaplar yazabilmiş olduğun için korkuyorum. Zira senin de dediğin gibi uzaklarda iyiliksever, kocaman bir güneş gibi iyileşme umudunun olduğunu ben de biliyorum. Fakat ben zaten korkamamaktan korkuyorum. Çünkü bilim adamları yüzlerce korku çeşidi sıralarken korkamamaktan korkmanın tanımını es geçmişler. Daha tanımlandırılmamış bu korkma çeşidini 1934'ten sonra Brezilya'da senin gerçekleştirdiğini biliyorum. Hitler sana ve eşine korkamamaktan korkmayı öğretmişti çünkü. İyi ki zamanında korkmuşsun. Çünkü Allah'ın Amazon Ormanları'nda yeni böcek türleri keşfetmek varken Satranç kitabını o kesif korkuyla yazabilmişsin.

Korku deyip de geçmeyin, bir gün ruhunuzun depresif sınırlarında perende atarken olur ki Korku kitabına rastlarsanız alabildiğinize korkun diye.

Çünkü korku özgürlüktür.
80 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Korku genel itibariyle gerçek bir tehlike ya da tehlike olasılığının, düşüncesinin uyandırdığı kaygı duygusu olarak tanımlanır. Daha birçok şekilde tanımlanabilecek, üzerinde derinlemesine inceleme yapılabilecek korku kavramının ne şekilde ortaya çıkabileceği, insan bilincindeki etkilerinin neler olabileceği gibi sorular, Stefan Zweig'ın 70 sayfalık hikayesiyle cevap buluyor. Okuduğum ilk Stefan Zweig kitabı olan "Korku" insanoğlunun en temel duygu durumlarından birini ele alıyor. Çeşitli nedenlerle insanı pençesine alan ve kolay kolay bırakmayan korku hissini. Stefan Zweig vermek istediği mesajı, okurda uyandırmak istediği duyguları sayfa sayısını kısa ve öz tutmasına rağmen kişiye başarılı bir şekilde aktarıyor. Yani kitaplarının geneli az sayfa sayısına sahip olan Zweig, "az cümleyle çok şey nasıl anlatılabilirin" bariz örneklerini veren yazarlardan biri.

Kitabın konusundan kısaca bahsedecek olursam; Irene Wagner, avukat olan eşi ve iki çocuğuyla gösterişli bir hayat süren, maddi kaygı nedir bilmeyen bir kadındır. Bu rahat ve ışıltılarla bezenmiş hayattan sıkılan Irene, kendisini genç bir piyanistin kollarına atar. Ancak Irene'nin yaptığı kaçamaklardan haberdar olan bir şantajcı Irene'yi hayatını alt üst etmekle tehdit etmektedir. Sıkıldığı için kendini acınası bir maceraya atan Irene, şimdi sıkıldığı her şeyi kaybetme riskiyle karşı karşıyadır.

Sahip olduğu birçok şeyin nankörü olan insan, elindeki şeylerin değerini ancak onları kaybettiğinde ya da kaybetme riskiyle karşı karşıya kaldığında anlıyor. Elindekilerle asla yetinmiyor insanoğlu. Karnı doysa ruhunun doymadığından, ruhu doysa karnının doymadığından dem vuruyor. İkisi de tatmin edildiğinde bu kez "Sıkıldım" diyor "Biraz risk iyi  gelir" diyor. Sonuç mu? Maddi-manevi tüm doygunluklarını kaybetme korkusuyla karşı karşıya kalıyor. Peki, kötü bir şey yaptınız diyelim. Ne kadar kötü olduğunun önemi yok,  küçük ya da büyük bir suç işlemiş kişi evindeyken, dışarıda gezerken sanki herkes kabahatinden haberdarmış gibi hissediyor. O his kemiriyor insanın içini. Başka insanların suçlarına, hatalarına mantıklı ve adil bir şekilde yaklaşabilen kişi, konu kendisi olduğunda adil yargı yeteneğini kaybedip yaptıklarına kılıf uydurmaya çalışıyor. Bir de şu durum var: Burun buruna geldiğinde insan zihnini rahat bırakmayan durum, belirsizlik durumu. Yaptığınız eylemlerinin sonucunun iyi mi kötü mü olacağını ya da bu eylemin hayatınızı mahvedip mahvetmeyeceğini düşünürken içinize kazınan belirsizlik durumu. Bazı konularda siyahı beyazı bilmek çok daha rahatlatıcı olurken, griler insanı boğabiliyor.

Psikolojiye, özellikle Freud'a duyduğu ilginin, ortaya başarılı psikolojik tahliller koymasını sağlayan Zweig "Korku" ile beğenimi kazandı.  Bir çırpıda bitirilecek ancak etkisi kendisi kadar kısa sürmeyecek bir kitap okudum. Bir sonraki Stefan Zweig kitabım Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat olacak. Son olarak sizlere şunu söylemek isterim: "Yaptığınız hatalarla yüzleşin, hatanızı kabul edip yüzleşmediğiniz her gün, her saat, her dakika sadece endişenizi ve korkunuzu artıracaktır." Keyifli okumalar.
80 syf.
·Beğendi·10/10
Aylar sonra gelmişim, bir inceleme yapmayayım mı dedim ve Korku ile başladım maratona :)
Biliyorsunuz Modern Klasikler Zweig eserlerini bir bir okuyucuyla buluşturmaya devam ediyor. Yanılmıyorsam şu an Modern Klasikler'de 15 eseri mevcut yazarın. Her birinin etkileyici, insanda merak uyandıran, okuyucuyu hiç yanıltmayan kitaplar olduğunu da söylemeden geçmeyeceğim...

Zweig okuyacaklara tavsiyem, yazarın hayatını okumadan kitaplarını okumaya başlamayın. Önce neler yaşadığını okuyun ki kitaplarda karşılaştığınız duygularla bağdaştırın yazarı... (Laurent Seksik - Stefan Zweig'in Son Günleri)

Gelelim Korku'ya... Elinizdeki kitap; boş cümlelerle, uzun ve yorucu tasvirlerle dolu değil dostlarım. O kitap ki, ilk sayfayla birlikte yine sizi içine çekiyor, bir süreliğine hayatla bağınızı koparıyor...
Tek düze yaşamaktan, evliliğinden, çocuklarından, mevcut hayatından sıkılan ve heyecan arayan bir kadın ile karşılaşıyoruz kitapta. Başarılı bir avukat ile sürdürdüğü evliliğinde heyecan olmadığını fark edince, bir gönül macerasına atıyor kendini Leydi Irene. Yine de aradığını bulamıyor bu ilişkide. Ta ki karşısına çıkan şantajcıya kadar...

İşte her şey o zaman başlıyor. Sayfalar ilerledikçe kişilik analizleriyle, ruhsal gerilimlerle, psikolojik tasvirlerle baş başa bırakıyor okuyucuyu Zweig. (Zweig karakterleri yaratırken Freud'un analizlerinden etkilendiği için daha çok temas ediyor hisler ve duygular okuyucuya tabi...)
Bir kadının hayatının korkuları yüzünden nasıl mahvolduğunu, tedirgin ve uykusuz bekleyişlerle dolu gecelerini, baskının bir insanı zamansız yıpratışını okuyoruz eserde.

Okurken, Irene ne hissediyorsa aynısını hissettim; korkularını ben de yaşadım sanki onunla. İnsan ruhunun analizini öyle iyi yapmış ki Zweig, kitap boyunca heyecanlı bekleyişlerim hiç son bulmadı.
Kısacası... Korkunun her şeklini okuyacaksınız dostlarım. Irene ile birlikte heyecanlanacak, pişman olacak, tereddüt edeceksiniz. Hem Irene için üzülecek hem de bunu hak ettiğini düşüneceksiniz. Bir yandan yakalansın, herkes öğrensin yaptıklarını diyecek; bir yandan bu Korku ona yeter hissine kapılacaksınız.
Okuyunuz, tavsiyemdir... :)
80 syf.
Ruhunun en ince yerini sardıysa korkuların ondan kurtulman olanaksız.

“Korku, gerçek veya beklenen bir tehlike ile yoğun bir acı karşısında uyanan ve coşku, beniz sararması, ağız kuruması, kalp, solunum hızlanması vb. belirtileri olan veya daha karmaşık fizyolojik değişmelerle kendini gösteren duygu.”

Merhaba ben istemediğin korkun.
Hastalık gibi nükseden korkularından herhangi biri de olabilir.
Çünkü; bir çok şey de beni hissedecek benimle birlikte olacaksın.
Kimi zaman hiç sebepsiz yere devreye gireceğim. Ve o zaman huzursuz bir şekilde senin yanında olacağım.
Korkularının öyle çok sebebi var ki, ben seni böyle sarmışken ne için korktuğunu unutacak içime hapsolacaksın.

Beni fiziksel olarak daha fazla hissedeceksin.
Ruhsal olarak ise ben hep içinde uyuma modunda senin bir deviminini bekliyor olacağım.
En basitlerinden biri belki, mesela işe geç kaldığın zaman ki korkun olduğumda; o an en çok bedenini ele geçireceğim. Kim bilir elini ayağını birbirine dolayacak, hareketlerine dokunup karıştıracağım. Ruhsal olarakta etkileyeceğim seni elbet ama bu çok fazla olmayacak. Çünkü en basitlerinden birinden bahsediyorum. Telaşa kapılacak patronun tarafından azar işiteceğin korkusuyla yanında olacağım. Üzerinde delici bakışlarıyla bakan iş arkadaşlarının kaygısı da olacak biraz. Belki belki bir iç çekişle rahatlayacak kurtulacaksın benden.
Ama belki saydıklarımdan biri dolayısıyla veya başka bir nedenden ötürü daha çok ortaya çıkacağım ruhunu ele geçirişimle seni kendinden soyutlayacak, dış hayatına karşı seni kayıtsız bırakacağım.

Yüksek orandaki korkularından biriyle birlikte seninle olduğum zamanlarda ise...
İşte bundan burda bahsedemem... çünkü onları böyle basit şekilde anlatamaz, sözcüklere dökemem... çünkü burda söz konusu ruhuna karşı uyguladığım basınç.

Birçok şeyden korkarız değil mi en küçüğümüzden başlayalım. Küçük bir çocuğun yaptığı bir hata sonucu (ki çoğu zaman bunlar sadece biz büyüklere göre hatadır) annesinden korkması, daha o yaşta bile bu duygunun esiri olması. En basit bir şeyden dolayı bu durumla karşı karşıya kalıyor çocuklar örneğin; evde bir vazoyu düşürüp kırması aman Allahım ne büyük bir korku onun için.
5 yaşında bir çocuğun bundan korkması ne tuhaf değil mi?
Bunda bizim payımız var mıdır yok mudur bi düşünmekte lazım.

Daha küçük yaştan bile korkulara maruz kaldıysak bunu sınırlamak ne kadar mümkün?
Bunun devamında biz büyüdükçe o korkuların bizimle birlikte büyümesi.
Çocukluk çağındaki basit ama ileri yaşlara damgasını vuracak korkular.
Ergenlik çağındaki korkular, burda sanırım en fazla çevre korkusu.
Gençlik çağı korkuları
Yetişkin oldukça gelecek korkusu
Yaşlandıkça ölüm korkusu vs.

**Korkularımız diz boyu!

Gelelim kitabımıza,
İş bu kitapta Irene’nin onu hızla zayıflatan korkusunu ve bu korkunun hayatını tüm benliğini nasıl ele geçirişini sadece görmüyor hissediyorsunuz.
Zweig yine her eserinde olduğu gibi bu eserinde de psikolojik bir süreci en baskın bir şekilde okuyucusuna hissettirmeyi başarıyor.
—Irene’nin irkilmesinde irkiliyor, soluğu hızlandığında soluğunuzun hızlandığını hissediyorsunuz.
Bunda bu kadar başarılı olmasını kendi hayatının psikolojisinin dışında Freud’a duyduğu ilgiyede bağlıyorum.
Evli iki çocuk annesi, mutlu özellikle korkusuz bir hayatı vardı Irene’nin.
Tesadüfen tanıştığı kısa sürede hayatına giren aşığı ile birlikte bulmuştu kendisini.
Ardından şantajcısıyla ya da korkusuyla baş başa kalışını, onun esiri oluşunu, hem kendiyle hem içinde bulunduğu hayat ile verdiği savaşı görüyoruz.
Fakat bu korku onu ölesiye ele geçirmişti ki ..
İrene artık dayanamıyordu korkusunun yüreğinde, bedeninde bu kadar yükselişi tüm sinir sistemini bozmuştu.

Sayın Zweig okurları, sizlerde onun korkulu rüyasına davetlisiniz.
İyi okumalar..
80 syf.
·1 günde
Sitede aylar geçirmiş olmama rağmen inceleme yazma cesareti gösteremiyordum. Öyle etkileyici kalemler, şaşırtan analizler okudum ki gözüm biraz korkmuş olsa da bir yerden başlamam gerektiğine karar verdim. Acemiliğimden hoşgörünüze sığınıyorum.
Okuduğum beşinci Stefan Zweig kitabı oldu. Diğer dört kitapta olduğu gibi bu kitapta da son sayfayı müthiş bir hazla kapattım. Her seferinde yazarın insan psikolojisine, duygular ve tepkilerin tüm detaylarına, sıkmayan üslubuna şaşırmaktan kendimi alamıyorum.
Hikayenin başkahramanı Irene rahat ve problemsiz bir hayat süren, güzelliği ile dikkat çeken bir cemiyet kadınıdır. Başarılı bir avukat olan Fritz ile yolunda giden evliliğinin tekdüzeliğinden sıkılıp yaşadığı hayattan çok farklı bir hayat süren piyanist bir genç ile gizli bir ilişki yaşamaya başlar. Yasak ilişkisini hayat düzenine dahil edip; gösterdiği cesaretten gurur duyar.
Ta ki piyanist aşığının sevgilisi olduğunu iddia eden bir kadın tarafından tehdit edilene kadar..
Irene bu tehditlere dayanabilecek mi?
Ruhunu saran korkuya ne kadar direnebilecek?
Bu korkuyla, yaşadığı hayat seneler sonra anlam kazanabilecek mi?
Dışarıda hayat akadursun... Akıştan soyutlanıp tek solukta bir şeyler okumak, okuduğu hikayenin gerçekliğiyle sarsılmak isteyen herkese kitabı öneriyorum. Sevgiler :)
80 syf.
·9 günde·Beğendi·8/10
> Almanların en önemli yazarlarından biri olan Zweig, orta sınıf bir yaşam tarzı sürmekteydi ve seyahat etmeyi çok severdi. 1910'da Hindistan ve 1912'de Amerika ziyaretlerinde bulundu. Kendi otobiyografisi olan Dünün Dünyası Bir Avrupalının Anıları’nda açıkladığı gibi, askerliği reddettiği için aktif askerlik hizmetine katılmadı ve Birinci Dünya Savaşı sonrasında, 1917 yılında Avusturya’nın izniyle İsviçre’ye giderek, bir yıl boyunca Zürih Gölü tepelerindeki Rüschlikon köyünde, Hotel Belvoir’da yaşadı. Stefan Zweig, 28 Kasım 1881'de Viyana'da doğmuştu ve ruhunun derinliklerinde, mahkûm edildiği yalnızlığın her türlü acısını yaşamış, sıkıntılar içinde boğulmuş ve sonunda zor bir ölümü seçmek zorunda kalmıştır. “Bütün yalnızlar gibi özgür ve bütün özgürler gibi yalnız…” diyen Zweig, eşi Lotte ile birlikte 22 Şubat 1942'de Petropolis, Rio de Janeiro, Brezilya’da intihar ederek yaşamına son verdi.

> Büyük eserlerini ve bunların yanında ünlü biyografileri, anlatılarını ve yazılarını 1919-1934 yılları arasında Salzburg'da kaleme aldı. Nasyonal Sosyalistlerin, Şubat 1934'te iktidara el koymasından ve bu süreç içerisindeki baskılardan, evinin sıkı bir aramadan geçmesinden sonra, pasifist Zweig trene binerek Londra'ya göç etti. II. Dünya Savaşı başladıktan kısa bir süre sonra İngiliz vatandaşlığına geçen yazar, oradan Arjantin’e, Şili’ye ve Şili üzerinden New York'a geçti. En nihayetinde 1940 yılında ebedi durağı olacak olan Brezilya'ya ulaştı.

> Balzac ve Viyana okulunun “Wiener Schule” anlatı geleneğinden gelen -Arthur Schnitzler'i Düşünün-den ve aynı zamanda, her şeyden önce, kendisin çalışmalarında kesinlikle etkilendiğini düşündüğüm, Sigmund Freud’un güçlü psikolojisi hissediliyordu. Bu özellikle Korku adlı romanında, okur tarafından açık ve net bir şekilde hissedilmektedir.

> Stefan Zweig, "Korku" adlı eserini 1910 yılında kaleme almıştır ve orta sınıf hayat sürmekte olan bir kadının gayri ahlaki duygularını ve korkularını göstermektedir. Bu romanın ana karakteri, iyi niyetli bir avukat ile evli ve iki çocuk annesi olan Irene Wagner’dir. Irene, evliliğinden ve hayatının gidişatından, can sıkıntısından kaynaklı ve bir tür çocukluk halinin/duygusunun da vermiş olduğu hislerle genç bir müzisyenle gönül ilişki kurmaya başlar. Her randevusunda, sevgilisinin evinden ayrılırken kontrol altına alamadığı ve dizginleyemediği duygular onun içinde günden güne yükselmektedir. Ve bu tedirginliğin ona vermiş olduğu en büyük korku/düşünce ise, bu tehlikeli aşk ilişkisinin bir gün kocası tarafından anlaşılacağıdır ve; “Belli belirsiz bir tehlikenin yaklaştığını hissediyordu.” S.25

“Bayan Irene, genç aşığının evinin merdivenlerden inerken, bu anlamsız korku ona aniden gene hâkim oldu.”

> Bu öyle bir korkuydu ki, her an sokakta bir yerde, hiç tanımadığı bir kadın tarafından durdurulmak ve kendisinin genç sevgilisi ile olan ilişkisinin boyutunu ele alan suçlamalar ile daha da dayanılmaz hal alıyordu. Korkularına yenik düşen Irene, çaresiz kalmanın eşiğinde, genç sevgilisine kendisini artık görmek istemediğini anlatan bir mektup yazar yazmasına, ama ertesi gün bir kafede onunla tekrar buluşur. Aşığı; “Bilmeden onu incittiyse en azından suçunu anlamak istiyordu.” S.12 Fakat Irene’nin bilmediği şey yakınlarda bir yerde korkusunun kendisini beklediğidir.

“Özenle ölçüp biçip hazırladığı sözcükler dilinin ucundaydı, fakat uyuşmuş gibiydi, ses çıkartacak gücü yoktu.” S.15

> Artık korkusunun ona vermiş olduğu bu duygular ile kendisini bir anda normal yaşantısının dışında bulan bir kadının, farkında olmadan göz ardı ettiği ailesine ve evine misafir olacağız. Aslında Irene ailenin bir parçası olsa da, evinde sanki uzun süredir varlığını kimsenin hissetmediğidir. O’da evine, çocuklarına, eşine ne kadar uzak kaldığını acı duygular ile tecrübe edecektir.

“yıllar boyunca kendi evindeki varlığının ne kadar gereksizleşmiş olduğunu fark etti.” S.21

> Kocası, Irene’nin bu içsel ve ruhsal baskılarını hissetmektedir ve bir gün evde tesadüfen yaşanan ufak bir hadisenin ardından, Irene’ye bazı şeyleri vicdanen itiraf etmenin kişilere ne kadar da iyi geleceğini örnekler. Aradan geçen birkaç gün sonra, Irene’nin korkusu bu sefer en mahreminin kapısına kadar dayanmıştır ve kendisini pişmanlık duyacağı içinden çıkılamaz bir duruma sürükleyecektir. Yoksa; “güzellik tek bir hata yüzünden darmadağın mı olacaktı?” S.38

“Korku cezadan çok daha beterdir, çünkü ceza bellidir, ağır da olsa, hafif de, hiçbir zaman belirsizliğin dehşeti kadar, o sonsuz gerilimin ürkünçlüğü kadar kötü değildir.” S.45

> Irene’nin içinde olan bu korku ve endişe ile hayat daha ne kadar sürebilirdi acaba? Ve; "belki de insan... en büyük utancı... kendine en yakın hissettiklerine karşı duyar." S.47

“İçinde bir şeyler boy atıyor, yeni bir güç yükseliyordu: Yaşama ve ölme gücü.” S.54

> "Korku", temelinde zina konusunu ele alan kısa bir romandır. Ancak eylemin gidişatı, ilk satırdan itibaren dramatik bir hal alır ve bu "kurgunun" beklenmeyen olaylar döngüsü, biz okurları kısa zamanda etkisi altına alarak gerilime kadar gider. Evet, bu romanda psiko-gerilimin gücü okur tarafından rahatlıkla hissedilmektedir. Okur, Stefan Zweig'ın kalemi aracılığı ile Irene Wagner’in ruhsal çöküntüsünü ve içsel korkularını çok açık ve net görür. Fakat aynı zamanda, Zweig'ın kaleminin sihirli bir dille, zekice ve zarif bir şekilde tanımladığı Irene Wagner'in zihinsel işkencelerinin de yıkıcı gücünü algılar.

“Yaşam hâlâ çekici geliyordu oysa.” S.54 ve “Av, şimdi avcısını arıyordu.” S.56

> Zweig, "Korku" adlı eseri aracılığı ile biz okurlara, evlilikte iletişim eksikliğini, kadın ve erkek arasındaki rollerin anlaşılmasını, dürüstlük ve konuşma yoluyla korkunun serbest bırakılması konusunu daha iyi ve daha özlü bir hikâye olarak anlatmaya çalışmıştır. Yazar, yine kitabı ile biz okurların, konunun ana karakterinin psikodinamik gelişmelerine katılmamızı sağladı, aslında bizi neredeyse acılarına ortak etti ve insanı sallantı da bırakan bir yaşam öyküsünü de bizlere miras bıraktı. "Angst - Korku" , Alman edebiyatının müthiş bir dilbilimsel ve psikolojik “bravura – akıllık” parçasıdır!

> "Korku, her şeyin bir karikatür olarak görünebileceği, boyutların feci bir şekilde bozulduğu çarpık görüntülü bir aynadır; bir kez yerinden oynatılırsa görüntüler en çılgın ve en imkânsız ihtimallere dönüşür." S. Zweig

Şimdiden keyifli okumalar dilerim arkadaşlar.

Bir sonraki kitap yorumu ve değerlendirmesin de görüşmek dileğiyle. Esen kalınız!

~ A.Y. ~
80 syf.
·Beğendi·10/10
Aaaah şu korku! Ne güçlü bir duygu. Üzerine binlerce dinlerin türediği, savaşların ürediği, türlerin neslinin tükendiği, doğayı dönüştüreyim derken ozonun eridiği...

(Spoiler) Zweig, kocasını aldatan bir kadının yakalanma korkusunun histerik kabuslarına kalem uzatmış. Adam karısını o kadar çok sever ki, kiralık bir kadın tutar ve karısına şantaj yaptırarak evine ve çocuklarına tekrar bağlanacağını düşünür. Kiralik kadın her defasında karısını tehdit ederek para koparır. Kocasının hesap edemeyeceği şey işlerin daha çok sarpa sarmasıdır. Kadın bir gün bu korkuyla intihar mı edecek yoksa kocası tüm yaptıklarını itiraf mı edecek?

Zweig' ın bazen insanüstü bir empati yeteneğinin olduğunu düşünüyorum. Karakterlerin beyninde yaşayan anormal bir üstad.

Ahlaksal durumları bir yana koyarak... Kadının kocasını aldattığını bile bile karısına böyle bir planı kurguluyor oluşu nasıl bir durum? Bunu sevgi diye mi açıklamalı yoksa adamın acizliği diye mi? Neden aldatırız, neden aldanırız? Aldananın haksız olduğu durumlar da var mıdır? Biyolojik çok eşlilik, kültürel tek eşliliğin önüne mi geçiyor sosyolojik evrimsel süreçte?


Sorular cevaplamak üzere sorulmamıştır...

~~Keyifli okumalar~~

~~Kitapla kalın~~
80 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Kısaca olayın sadece başını özet geçeyim.Evli bir kadın hem de 2 çocuk annesi.8 yıl boyunca evlilikleri müthiş bir şekilde ilerlerken birden evlilikleri bozuluyor aslında bozulmaya başlıyor diyebiliriz.Bunun sebebi bir erkek.Irene kendini birden piyanistle bir olayın içinde buluyor.Zaman zaman piyanistle buluşup görüşüyorlar.Bir gün birine yakalanıyorlar.Kocası ve başkaları kadında bir degişiklik oldugunun farkındalar,itiraf etmesine yardımcı olmaya çalışıyorlar fakat kadın itiraf etmiyor.Fark ettim ki biraz fazla spoi içeriyor ama olsun:).Burdan sonra olaylar daha da büyümeye başlıyor.

Bana göre akıcı bir kitaptı diyebilirim.Hemen bitirme şansım oldu.Okumalısınız:)
80 syf.
·Puan vermedi
Aslında bu kitabı geçen sene , gene bu aylarda okumuştum. O zamanlar bana korkunç gelen “ihanet”düşüncesinin şimdi bu kadar tanıdık geliyor olmasını, hayat tecrübesinden sayıyorum ️ Kitapta 8 senelik evliliğini , ihanete uğratan bir kadının korkusu anlatılıyor. Stefan Zweig ; insanların ruhsal ve psikolojik betimlemelerini çok iyi yapıyor gerçekten. Ama merak ettiğim bir konu var. Kitabın karakteri erkek olsaydı acaba aynı ruhsal betimlemeler olur muydu ? Yani kitabın baş kahramanı ; Irene bayan olduğu için mi bu korkuları böylesine derin yaşamıştı? Kısacası diyorum ki ; “ Erkektir Yapar “ algısı acaba Dünya’nın her yerinde geçerli mi ? merak ettim doğrusu ️ Neyse fazla feminizme bağlamadan noktayı koyuyorum. Keyifli pazarlar ‍️
104 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Büyük usta Stefan Zweig’den kadın ruhuna bir başka muhteşem yolculuk daha…
Tek kelimeyle MUAZZAM...

“Korku her okuyuşta aynı oranda çarpıcı ve diri kılan, ona adeta tek solukta izlenen bir macera filmiymiş gibi hafiflikle dalıp gitmeyi sağlayan da yazarının hayat verdiği karakterlere insanın en değişmez, arkaik, esrarlı, karmaşık, büyülü, sürprizli niteliklerini adeta bir sihirbazın el marifetiyle kondurup hemen ardından soyması. “
“Şimdi hiç kıpırdamadan duralım ve Korku’nun gözlerine bir rüyaya dalacakmış gibi kapalı, bir rüyadan uyanmış gibi açık gözlerle bakalım. Orada yanı başımızda bizimle yürüyen yazarın bize bir falcı gibi gaipten getirdiği bazı haberler var.”

Korkularımız diz boyu...

İnsan içinde bir çok korku barındırır elbette ama bana kalırsa eğer insanın en büyük korkusu sırlarının ortaya dökülmesidir. Ve bu tür bir korku insanı yiyip bitirebilir. Kitap tam olarak bunun üstüne kurulu diyebilirim.
Sırrının ortaya çıkmaması için büyük korkuyla çırpınan bir kadın, bayan Irene.
Herşeyden ziyade kitabın sonu beni benden aldı. Hiç beklemiyordum böyle bir sonu. Gerçekten Zweig kalemine hayran olmamak mümkün değil...

Korku, cezadan daha berbattır, çünkü ceza bellidir, ağır veya hafif , bilinmeyene sınırlandırılmamışa kıyasla ceza, daha az ürkütür...

Saygılar Efendim...
80 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Yoğun referanslar sonrasında okuma kararı aldığım Zweig eserlerinin ilkiydi ve şunu söylemeliyim: etkilendim.
Kitap, sayfa sayısı az olmasına rağmen anlamların özünü verme konusunda ve okuyucuyu doyurma konusunda çok başarılıydı. Yazar, "korku ve tedirginlik" hislerini müthiş şekilde tasvir ederken kitap boyunca merakımı da diri tuttu.
Bunların yanı sıra kitap, içeriğiyle de bende bazı farkındalıklar oluşturdu. Misal alıntı olarak da girdiğim "Tokluk da açlıktan daha az kışkırtıcı değildir." cümlesi beni fazlasıyla düşüncelere sevk etti. Hayatta şu an bizi heyecanlandıran sıra dışı her şeyin sıradanlaşabileceğini hatırladım. İnsanlar duygusal olarak doyumsuzdur ve hissel tokluğa ulaştığı anda yeni bir şeyler aramaya başlar. Ama yeni olan şeylerin bize neler getireceğini bilemeyiz. Pişmanlık, yeni korkular, tehlikeler, ölüm...
Zweig gerçekten anlatılan kadar varmış. Bu kitaptan sonra hemen Satranç'a başladım. Sanırım daha da devam edeceğim Zweig ile.

İyi okumalar.
"Korku cezadan daha berbattır, çünkü ceza bellidir, ağır veya hafif; bilinmeyene, sınırlandırılmışa kıyasla ceza, daha az ürkütür. Cezasının ne olduğunu anlayınca kız rahatladı. Ağlaması seni şaşırtmasın: Gözyaşları şimdi dışarıya akıyor, daha önce içeride birikip kalmıştır. İçerdeki gözyaşları dışarı akandan daha fenadır."
Zamanın çoktan sildiği bir hata için cezalandırılabilir miydi insan ?
Stefan Zweig
Sayfa 39 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
'' Hiç bir şey düşünmemek, sadece ruhta karanlık bir bitiş duygusu, yavaştan çöküp her şeyi kaplayan bir sis hissetmek ne iyiydi ! ''
Belki de... Utançların en büyüğü... İnsanın kendine en yakın bildiği kimselere karşı duyduğu utançtır.
Bir sözcük, çarpan kalbinde bütün dünyanın alevlendiği o sonsuz ateşi söndürebilir mi?"
Kapı kapanınca sanki bir tabutun içindeymiş de kapağı üzerine kapatılıyormuş gibi hissetti. Kendi kalbi hariç etrafındaki her şey sanki ölü ve boşmuş gibi geldi. Kalbiyse yüksek sesle ve delice atmaya devam ederek kırılgan bedeninden çıkmaya, her atışında ona daha fazla acı vermeye devam ediyordu.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Korku
Baskı tarihi:
2017
Sayfa sayısı:
120
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752444348
Çeviri:
Burcu Uzunoğlu
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Panama Yayıncılık
Başkentin ünlü avukatlarından birinin karısı olan Irene, saygın bir hayat sürmektedir.


Düzgün giden sekiz yıllık evliliği ve iki çocuğu vardır. Ne var ki arzularına yenik düşerek şehre gelen genç bir piyanistle gönül ilişkisi kurar.


Piyanisti gizlice ziyaret ettiği günlerin birinde, apartmandan çıkarken, dilenci kılıklı bir kadın karşısına çıkarak sırrını öğrendiğini söyler ve onu suçlar.


İlerleyen günlerde sık sık Irene’ye şantaj yaparak para ister.


İstenilen paranın miktarının her geçen gün artması sonucunda Irene, maddi olarak çökmüştür.


Dışarı çıkmaktan korktuğu için evde daha çok vakit geçirmeye başlar. Bu arada çocuklarıyla yakınlaşması ve eşinin ona olgun, saygılı, anlayışlı davranması vicdanında derin bir yara açar, manevi olarak da uçuruma sürüklenir.


Ve bir gün, bu şantajlardan kurtulmak için çözümü bulur.

Kitabı okuyanlar 11.926 okur

  • Hasibe Kurt
  • ELVAN
  • duygu özdemir
  • Derya
  • Merve Ogur
  • Gülce
  • Damla Çetin
  • Edanur Kalkan
  • Halil Erdoğan
  • Ali can

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.7 (29)
9
%0.8 (30)
8
%0.6 (22)
7
%0.4 (16)
6
%0.1 (4)
5
%0.1 (4)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları