Sırf sonu için bile okunabilecek bir kitap.Okurken o korkuyu,endişeyi,kapana kısılmış ruh halini sizde hissediyorsunuz.Son ana kadar heyecanla okunan,insanı içine çeken harika bir kitap.
Zweig'ın öyküleri insana nasıl da iyi geliyor! Elime almamla kitabın akıp gitmesi bir oldu, incecik bir kitap ama güzel bir tat bırakıyor damakta. Zweig bu kitabında korku duygusunu güzel bir şekilde işlemiş ve okuması oldukça keyif vericiydi.
Kitaabın en sevdiğim kısmı burası oldu, küçük bir spoiler içerebilir;
"Korku cezadan çok daha beterdir, çünkü ceza bellidir, ağır da olsa, hafif de, hiçbir zaman belirsizliğin dehşeti kadar, o sonsuz gerilimin ürkünçlüğü kadar kötü değildir. Kızımız da cezası kesinleşir kesinleşmez hafifledi. Ağlaması seni şaşırtmamalı, bu sadece bir boşalmaydı, önceden baskı altında içinde duruyordu. İçte tutulan gözyaşları akıtılanlardan daha acıtıcıdır. O eğer çocuk olmasaydı veya içini en gizli noktasına kadar görme olanağımız olsaydı, inanıyorum ki aldığı cezaya ve döktüğü gözyaşlarına rağmen, dün olduğundan çok daha hoşnut olduğunu görürdük. Oysa dün, görünürde kaygısızca ortalıkta dolaşıyordu ve kimse onu suçlamıyordu."
Hataların verdiği o utanç ve korkuyu yoğun his ile anlatırken bir anda herşeyin sevgi için yapılmış olduğunu yansıtması bakımından etkileyici olmuş
Ve
Fritz'in Irene duyduğu sevgi bence dayanılması güç ama bir okadar da vazgeçilmesi zor bir sevgidi...
Her zamanki Stefan Zweig eserlerinden çok farklı bir kitaptı. Irene'in yaşadığı tarifi zorlayıcı korkusu sizi de etkisi altına alıyor. Ama o mükemmel yürekli eşi ile kitap sonunda bir tebessüm ediyorsunuz. Hayatta böyle erkekler var mı sahiden diye düşünmeden edemiyorsunuz. Zweig kitaplarının sonunda genelde ölüm ile yada mutsuz son ile biter. Ancak bu kitap yüreğinizi dolduran bir son ile bitti. Bayıldım.
Bir kitap seç ki, o anlattığı duygunun aynısını hatta daha fazlasını sana da hissettirsin, yaşatsın... Kesinlikle bu eser seçeceklerim arasında olurdu.
Özetle, esas karakterimiz Irene, tüm herkesin
Rahat ve korunaklı bir yaşam süren saygın bir kadın, sekiz yıllık evliliğinden sıkılmış, burjuva dünyasının kozasından çıkarak kendini genç bir piyanistin kollarına atmıştır. Ancak bu gizli ilişkiden haberdar olan bir şantajcının ansızın zuhur etmesiyle, hayatında yeni farkına vardığı bütün güzellikleri yitirme tehlikesiyle karşı karşıya kalır ve kahredici bir korkunun pençesine düşer. Korku insanı bilinçdışına itilmiş utanç verici deneyimlerden, bastırılmış pişmanlıklardan özgürleştirebilecek güçte bir yapıt..
Muhteşem sonlu bir kitap ile geldim. Kitap 70 sayfa ve 65. Sayfaya kadar hep "zaten sonu çok belli böyle böyle olucak. " diye okudum. Ancak öyle bir ters köşe oldum ki inanamayıp tekrar okudum. O kadar tahmin edilemez ki sonu inanamadım. Tabii bu benim anlamamazlığım da olabilir. Belki siz sonunu en başından tahmin edebilirisniz orasını bilemem ancak şu kesin ki bu kitabı da diğer tüm zweig kitapları gibi çok seveceksiniz . Biraz konudan bahsedeyim. Yine arka kapak konuyu anlamak için çok iyi. Ben kitap en çok ana karakterimizin o korkusunun işlenişi ve yavaş yavaş ruhunun ölüşünün işlenişini çok sevdim. Aslında hepimizi korkutanın yaptıklarımızın bedelini ödemek değil de yaptıklarımızın ortaya çıkmasından korktuğumuz gerçeğini çok güzel gözler önüne seriyor kitap. Ve ve ve zweig beni yine yeni yeniden şaşırtıyor..
Stefan Zweig insan psikolojisini müthiş çözümleyen bir yazar bu kitabında da bu yönünü çok net görüyoruz.
Kocasını aldatan bir kadının yaşadığı vicdan azabı ve sürekli tehdit altında olması giderek psikolojisini darmadağın ediyor.
Yazar öyle güzel kaleme almış ki, Irene ile birlikte ben de gerim gerim gerildim, korktum, ezildim.
Keza korkularımız bizi etkisi altına alan lanet bir güç.
Özellikle yarattığı belirsizliğin getirdiği gerginlik ve huzursuzluk insanı en çok yoran tarafı.
Yazarın da dediği gibi: “Korku cezadan çok daha beterdir, çünkü ceza bellidir, ağır da olsa, hafif de, hiçbir zaman belirsizliğin dehşeti kadar, o sonsuz gerilimin ürkünçlüğü kadar kötü değildir."
Canımsın Stefan.
Kısa ama etkili bir psikolojik analizlerin de olduğu bir eserdi. Korku duygusu en derinden hissedilesi bir duygu bildiği üzere. Bu duyguyu yazar profesyonelce işlemiş. Kitapta aldatan bir kadının takıntı derecesindeki davranış biçimi, aynı zamanda içinde hiç ölmeyen bir korku duygusu ve kocasına karşı duyduğu bir duygu üçlemesi var. Stefan Zweig bu duyguların harmanlanarak okuyucuya yansıtılması konusunda oldukça başarılı sayılı yazarlardan. Keyifli okumalar.
Zweig, her zaman karakter tahlillerinde ve duygu durumlarını anlatmakta usta gerçekten; bunu inkâr edemem. Ama her kitabında aynı enerjiyi alamıyorum . Evet, sayfa bazında küçük kitaplar ve hemen okunuyor ama bazen 100 sayfalık kitabı bile evirip çevirdiğim oluyor elimde 3-4 gün. “Korku” bunlardan biri değildi. Gerçekten bir duyguyu 88 sayfada bu kadar güzel işleyebilirdi. Farklı bir konuyla bu duyguyu ele alışı ve güzel bir sonla bitirişi keyifli bir okuma sağladı. Tavsiye edebileceğim bir kitap .
İyi okumalar .
Kitabın dünyasına girdiğimizde o karakterle aynı duyguları paylaşmak her zaman mümkün olamayabiliyor fakat bu kitabın bende yarattığı etki bambaşkaydı neden diye soracak olursanız kendi içsel dünyamda asla kabul edemeyeceğim bir hatayı yazar empati tekniği yoluyla karakterin iç dünyasında korkuya dayalı olarak yaşadığı sıkıntıyı içimde hissetirebilmesine çok şaşırdım daha önce hiç tatmadığım bu duygu karmaşını tatmak gerçekten farklı bir deneyimdi yazarın bu açıdan en sevdiğim eseri oldu kesinlikle okunması gereken bir kitap
Stefan Zweig, Avusturyalı yazar ve gazeteciydi. Edebi kariyerinin zirvesinde olduğu 1920'li ve 1930'lu yıllarda, dünyanın en çok çevrilen ve en popüler yazarlarından biriydi.
Zweig, Viyana, Avusturya-Macaristan'da büyüdü. Honoré de Balzac, Charles Dickens ve Fyodor Dostoyevski gibi ünlü edebiyatçılar hakkında Üç Büyük Usta (1920) ve belirleyici tarihsel olaylar hakkında Yıldızın Parladığı Anlar (1927) adlı tarihsel incelemeler yazdı. Ayrıca Joseph Fouché (1929), Mary Stuart (1935) ve Marie Antoinette'nin biyografilerini yazdı. Zweig'ın en bilinen kurgu eserleri arasında Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu (1922), Amok Koşucusu (1922), Korku (1925), Karışık Duygular (1927), Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat (1927), psikolojik roman Sabırsız Yürek (1939) ve Satranç (1941) yer almaktadır.
1934 yılında Almanya'da Nazi Partisi'nin yükselişi ve Avusturya'da Ständestaat rejiminin kurulmasının bir sonucu olarak Zweig, İngiltere'ye göç etti ve 1940 yılında kısa bir süre New York'a ve daha sonra yerleştiği Brezilya'ya taşındı. Son yıllarında bu ülkeye aşık olduğunu ilan edecek ve Brezilya, Geleceğin Ülkesi adlı kitabında bu ülke hakkında yazacaktı. Yıllar geçtikçe Zweig, Avrupa'nın geleceği konusunda giderek daha fazla hayal kırıklığına uğradı ve umutsuzluğa kapıldı. 23 Şubat 1942'de Petrópolis'teki evlerinde eşi Lotte ile birlikte aşırı dozda barbitürattan ölü bulundu. Eserleri birçok film uyarlamasına temel oldu. Zweig'ın anı kitabı Dünün Dünyası (1942), I. Franz Joseph yönetimindeki Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun çöküş yıllarındaki yaşamı betimlemesiyle dikkat çeker ve Habsburg İmparatorluğu hakkındaki en ünlü kitap olarak anılır.