Kitap benim için gerçek bir tamamlayıcı eser niteliğindeydi. Bu kitabı Tolstoy'u okumadan okumak da Gorki'yi okumadan okumak da pek doğru olmaz diye düşünüyorum.
Kitapta Tolstoy'un son günlerine eşlik eden ve onu anlamak isteyen Gorki'nin gözlemlerini görüyoruz. Gorki, Tolstoy'u zaten tanıyor ve gerçek bir hayran gibi onu kendi içinde hem övüyor hem de eleştiriyor. Zaten artık ömrünün son dönemine gelmiş olan Tolstoy'u herkes tanıyor bu nedenle kitabın Tolstoy'un yaşamını anlatma gibi bir işlevi olduğunu sanmıyorum. Hayatını, sorgulamalarını, içine düştüğü boşlukları ve boşluktan çıkınca tutunduğu dalları eserlerinde anlatmaktan çekinmeyen Tolstoy'un başka biri tarafından anlatılmaya pek de ihtiyacı yok ama biz eserde Tolstoy'un hayatı boyunca yaşadığı sorgulamaların yaşamının son anında da devam ettiğini görüyoruz. Kitabın bu işlevini çok sevdim. Bize Tolstoy'un yaşamının son anında bile Tolstoy olduğunu gösterdi.
Benim için kitapta değerli olan bir diğer nokta ise Tolstoy'u Gorki'nin dilinden görmüş olmaktı. Gorki bir noktaya oturtulması zor yazarlardan. Onu bir noktaya oturtmamız şart mı, o da ayrı bir konu. O devrim edebiyatının en güçlü kalemlerinden biri ve hem yaşadığı mücadele dolu hayatı ile hem de eserleri ile devrimin anlaşılması için çok önemli bir unsur. Bunun yanı sıra bu mücadeleci, cesur ve güçlü kalemin Stalin'e kralcılık yapması, onun zulümlerine ses çıkarmak bir yana bir de yazar dostlarını ispiyonlayacak kadar alçalması ne büyük bir çelişki. Böylesine cesur bir adamın Lenin'in bile uyardığı bir insana bu kadar bağlı olması ve tüm haksızlıklara susması bence Gorki'nin en büyük çelişkisi. Böylesine çelişkili iki insanın bir araya gelmesi ve birini diğerinin gözününden görmek kitabı harika bir eser haline getiriyor.
Tolstoy hayatı boyunca