İrem

8/10
·168 syf.··
2025 186. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 27 Nisan 2025 16:05
Bir biyografi kitabı olan eserde Rus devriminin önemli isimlerinden biri olan Troçki'nin hayatı anlatılıyor. Troçki devrimde önemli rolü olan ve bazen Leninle, genel olarak da Stalinle zıtlaşan bir isim. Onu korkak olarak görenler olduğu kadar kahraman olarak görenler de var. Eserde Troçki'ye herhangi bir etiket biçilmeden onun yaşamının olduğu gibi anlatılması benim çok hoşuma gitti. Kimi yerlerde Troçki eleştirisi görsek de bu eleştiriler yazarın yorumu değil, o dönemin tanıklarının sözleriydi. Eserin en sevdiğim yönü Sovyetler hakkında daha önce bilmediğim şeyleri öğrenme fırsatı bulmak oldu. Tarihi iyi bildiğimi zannederken Troçki'nin gerçek isminin Troçki olmadığını, onun bu ismi hapishane yıllarındaki gardiyanından aldığını ve yurt dışına kaçarken sahte isim olarak kullandığını eserle öğrendim. Troçki'nin ilk sürgün yeri olan Türkiye'de onun için bir karşılama heyeti oluşturulmak istendiğini de yeni öğrendim. Bunun yanı sıra Troçki'nin İstanbul yıllarını öğrenmek, onun dilinden İstanbul'u duymak da çok keyifliydi. Troçki'nin Cevat Şakir anısı, Frida Kahlo ve eşi ile ilişkisi, yaşamı, hayata bakışı, her şey sürükleyici ve keyifliydi. Kitaptaki Troçki fıkrası (Lenin hayatta olsaydı Troçki ile İstanbul'da balık tutardı) bile tek başına Stalin'in ne kadar adaletsiz ve baskıcı bir lider olduğunun göstergesi. Bunu Troçki'nin yaşamı üzerinden okumak, Çarlık Rusya'da başlayan ve yaşadığı müddetçe okuyarak, savaşarak ve düşünerek geçen bir ömrün ana yurdundan çok uzakta Meksika'da bittiğini görmek hem etkileyici hem de üzücü. Eseri tarihi biyografiyi seven okurlara öneririm. Sevmeyenlerin de esere şans verirlerse kitaptan etkileneceklerini düşünüyorum.
Reklam

İrem

, bir kitap okudu
8/10
·168 syf.··
6 saatte okudu
·
2025 186. kitabı

İrem

, bir kitap okudu
8/10
·207 syf.·
2025 185. kitabı
Maurice Leblanc
8.1/10 · 6,3bin okunma
7/10
·177 syf.··
2025 175. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 12 Mart 2025 12:58
Hüseyin Rahmi, okumaya doyamadığım, her okumada listeden bir kitap daha eksildiği için üzüldüğüm bir yazar. Ben Hüseyin Rahmi okumalarını iki şekilde değerlendiriyorum. İlki sıradan bir şekilde, belki de rastgele bir seçimle onun kitapları ile karşılaşmak. Kitabı okurken kurgunun bayat olduğunu düşünüp eleştirmek "ama o dönemde eserler de zaten böyleydi" diyerek ona hak vermek. İkincisi ise Hüseyin Rahmi'yi ve onun dünyasının renkliliğini gördükten ve o tadı aldıktan sonra onu okumak. Bu okumada "çok da olmamış" diyebileceğimiz kurgularda bile metnin ötesine geçip olaya Hüseyin Rahmi'nin zihninin içinden bakmaya başlıyoruz ve eserden onun aldığı tadı alıyoruz. Ben Hüseyin Rahmi'yi artık ikinci seçenekteki gibi okuyorum, o yüzden basit kurgularının olduğu metinlerden bile tat alıyorum. Hazan Bülbülü yazarın "Sahnelenmek için değil, okunmak için yazdım" dediği bir eser. "Madem tiyatro yazıyorsun, sahneye uygun yaz." diyenler olabilir ama bu eleştiriyi yaparken hem dönemin her yeniliğin denendiği bir dönem olduğunu hem de Hüseyin Rahmi'nin topluma korku salan bir olayı, onunla eş zamanlı belgesel roman olarak yazacak kadar renkli bir karakter olduğunu unutmamak gerekir. (Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç) Eserde İstanbul konak yaşamı ve konak çevresinde dönen insan ilişkileri ele alınıyor ve olaylar zengin ve yaşlı Refi Bey ve onun genç ve güzel eşi Şahande Hanım'ın evliliği üzerinden şekilleniyor. Elbette yazar bu evlilik üzerinden toplumsal eleştirilerini yapmaktan da çekinmiyor. Yazarı hem eleştiri yönüyle hem de mizah yönüyle Gogol'e benzetiyordum ama bu eserde bu benzerliğin azaldığını fark ettim. Eser tiyatro tarzında yazıldığı için yazarın yorumlarını pek fazla görmüyoruz, bu açıdan beklentim pek karşılanamadı. Hüseyin Rahmi'de sokak ağzını çok görüyoruz ve
Hazan BülbülüHüseyin Rahmi Gürpınar · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20252,988 okunma
8/10
·152 syf.··
2025 163. kitabı
Hüseyin Rahmi'ye "Türk edebiyatının Gogol'ü diyebilir miyiz?" demiştim. Artık eminim ki kesinlikle diyebiliriz. İki yazar da toplumun alışılagelmiş garipliklerini, toplumda yaşanan aksaklıkları mizahi bir dille anlatmaktan hoşlanıyor, ikisi de kendi takıntılarına bakmadan toplumun takıntılarıyla alay etmeyi seviyor, üstelik bu özellik ikisine de çok yakışıyor! Eserle ilgili bilgi vermeden önce Hüseyin Rahmi ile ilgili bir bilgi iliştireceğim. Büyük yazarımız hem takıntılı derecede titiz hem de hastalıktan çok korkan bir insandır. Dışarıdan mikrop kapmamak için evden eldivensiz çıkmamasını Halit Ziya'nın Kırk Yıl adlı eserinden öğreniyoruz. Bunların yanı sıra yazarımızın çok iyi reçel yaptığını, el işi konusunda da çok iyi olduğunu biliyoruz. Bütün bu özellikleri onu bir noktadan sonra kadınları çok eleştiren huysuz bir insana dönüştürmüş gibi görünüyor. Anlatılanlara göre Hüseyin Rahmi çevresindeki kadınların yaptığı hiçbir şeyi beğenmez onlara bir anlamda iş öğretmeye çalışıp her şeylerini eleştirirmiş. Yazarın bu özelliğini eserlerinde de görmek mümkün. Çoğu eserinde kadınların geleneksel tarzdan uzaklaşmasıyla başlarına iş açılmasını görüyoruz. Bu sebepten Hüseyin Rahmi'yi fazla tanımadan okuyan insanlar ona "kadın düşmanı" diyebiliyor. Ona yalnızca bu sebeple kadın düşmanı demek çok mantıklı gelmiyor çünkü o kadınları maço bir tavırla küçümseyerek değil, kendi maharetleriyle kıyaslayarak kendi rakipleri olarak görerek eleştiriyor. Bu eserde gördüğüm kadın karakter bu açıdan diğer Hüseyin Rahmi karakterlerinden çok farklıydı. Buradan bağlamak gerekirse 1900'lerin başında Halley kuyruklu yıldızının dünyaya çarpacağı ile ilgili bir söylenti ortalıkta dolaşıyor. Hüseyin Rahmi eserin önsözünde halkın boşuna korktuğunu söyleyip eserin sonuna eklediği ilave sayfalarla da
Kuyrukluyıldız Altında Bir İzdivaçHüseyin Rahmi Gürpınar · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202525,6bin okunma
Reklam