İshak Üzgün

Ulu ruh beni aşağıladı, Benden saklanıyor doğa. Koptu düşüncenin ipleri, Çoktandır nefret ediyorum bilgiden. Duyuların derinliğinde Kor gibi tutkularımızı dindirelim!
Reklam
Korkunç karmaşanın içinden Tatlı,bildik bir ses beni çektiyse, Çocuksu duyguların kalıntısını Mutlu anların anısıyla aldattıysa, Lânet ediyorum öyleyse, ruhu Cezbeden,büyüylerle saran Ve onu kamaştırıcı, yalan dolu gücüyle Bu yas mağarasına(fani bedene) süren her şeye! Lânet önce Ruhun kendi hakkında beslediğ yüksek fikre! Lânet duygularımızı zorlayan, Görünüşün göz kamaştırmasına! Lânet,rüyalarımızda bizi aldatan, Şöhret,ömür boyu şeref hülyasına! Lânet, kadın, çocuk, uşak, sapan şeklinde Bizi okşayan maddiyata! Lânet,hazinelerle Bizi cesur işlere teşvik eden, Gereksiz eğlenceler için Altımıza döşek seren para tanrısına! Lânet üzümlerin iksirine! Lânet aşkın o derin hazzına! Lânet umuda! Lânet imana, Ve her şeyden önce sabra lânet!
Hayâl gücü cesur bir uçuşla Ve ümitle sonsuzluğa yayılsa da, Küçük bir alan yeter ona aslında, Söndükçe mutluluklar zamanın girdabında art arda. Kaygı hemen yerleşir yüreğin dibine Orada gizli acılar yaratır, Telaşla dolanır, ne istek ne de huzur bırakır; Sürekli yeni maskelere bürünür, Girer ev-bark, çoluk-çocuk şekline, Ateş, su, kılıç ve zehir olur bazen de: Seni ilgilendirmeyen her şeyden korkarsın, Ve asla kaybetmeyeceklerine sürekli ağlarsın.
Ey,dolunay, Görseydin son bir kez çektiğim azabı, Gece yarılarına kadar Bu masanın başında oturduğumu: Kitapların ve kağıtların üstünden sonra, Hüzünlü dost,sen görünürdün bana! Ah,gezebilsem dağların doruğunda Senin sevgili ışığında, Mağaralarda ruhlarla süzülüp, Çayırlarda alacakaranlığınla örülüp, Ve sıyrılıp tüm bilgi dumanından, Şebnemlerinde yıkanarak kavuşsam sağlığıma!
İşte,ah!Felsefe, Hukuk ve tıp Ve ne yazık ki bir de ilahiyat, Okudum ateşli bir gayretle.