İlk olarak 1959 yılında Daniel Keyes tarafından hikaye olarak yazılmış ve sonra 1966 yılında romana çevrilmiş muhteşem bir eser. 1968 yılında Charlie ismi ile sinemaya da uyarlanmış.
Genel itibariyle zekanın insan hayatına etkisini, sevgi ve şefkat olmadan zekanın bir işe yaramadığını anlatan duygusal ve bolca da düşündüren bir kitap.
Benim hayatımdaki ilk 10 kitaptan biri oldu. Yazar tüm hikayeyi, doğuştan zeka geriliği bulunan Charlie’nin ‘ilerleme raporu’ adı altında tuttuğu günlük notları üzerine tasarlamış. Charlie’nin ağzından yazılmış bir anlatım, hikâyenin tekdüzeleşmesi açısından yazar için büyük risk taşıyor. Fakat Daniel Keyes, karakterin gelişimini yalnız sözcüklerin taşıdığı anlamlarla ifade etmekle kalmayıp, aynı zamanda dil bilgisi hataları, cümle düşüklükleri, betimleme unsurlarının varlığı üzerinden sözcüklerin morfolojisine doğrudan bağlayarak bunun üstesinden ustalıkla gelebilmiş. bu tekniğin yaratıcılığı ve hikayeyle örtüşümü takdiri hak ediyor.
Kitap sadece Charlie’nin günlüklerinden(ilerleme raporu diye geçiyor kitapta) ibaret ve bu yüzden başlangıçta, yazım hatalarının çeviri kaynaklı olduğunu düşündüm ama gerçek hiç de öyle değilmiş. Bu yüzden çevirmeni ayakta alkışlıyorum. Duyguyu ana dilimde yazılmış kadar derine verebilmiş. Algernon’la bile empati kurmamı sağladı:)
Yapılan deneyler, ameliyatın uygulanma prosedürü, enzimlerle ilgili verilen detaylar ve bunun gibi bir sürü teknik bilgi içeren olay gerçekten böyle bir vaka var mı diye düşündürdü.
Kitap bir çok açıdan beni düşündürdü. İlk olarak, düşük zekalılara(mongon bir bireye) acıyarak bakmanın onlara şefkat göstermekle aynı şey olmadığını anladım. Toplum olarak “bizden” farklı olana acıyarak bakmak, onu hayatımızın içine alamamak, kabullenememek, farklı olduğu için ona hayatı zindan