Sana dair söylenebilecek ve söylenmiş herşeyin ötesinde bilmeni isterim ki; birgün seni ziyaret edeceğim Fyodor.
Seni çılgın Outchitel kırmızı lanetin oldu. Kitabı okurken birçok kumarhane sahnesi aklınızda canlanabilir, inanılmaz şatafatlı ışıklar gürültü ve patırtı, hilebazlar vs vs. biz bunları şimdi sükunete davet edip yolumuza devam edelim. Kahramanımız General ve ailesinin yanında öğretmenlik yaparak geçimini sağlıyor ve aynı zamanda generalin üvey kızına da aşık. Ayrıca generalimiz sahip olduğu rütbenin ve çok zengin uzaktan akrabası büyükannenin malvarlığı dışında bir şeye sahip değil ve açıkçası büyükannenin ölmesinden başka bir kurtuluş yolu da görmüyor kendisi için. Sık sık telgraf çekmesi ve ölüp ölmediğini sorgulaması bu yüzden. General bir Fransız’dan yüklü miktarda borç almış ve evlenmeyi umut ettiği sevdiği Madam Blanche ile yaşantısına devam etmekte. Madam Blanche annesi ile birinin mal varlığını sömürene kadar onu mutlu hissettiren bir yaşam tarzına sahipler. Kahramanımız iki haftalık bir aradan sonra eve dönüyor ve hikayemiz başlıyor. Yanında da saygı duyduğu ve saygı gördüğü zengin bir arkadaşı bay Astley ile birlikte. Aile bireyleri ve etraflarındakilerin birbirleriyle olan ilişkilerine oldukça keskin gözlerle bakmaya çalışan Outchitel imiz Aleksey İvanoviç dengeleri yakalamaya çalışır. Fransız ve Bay Astley ‘in de aşık olduğu Polina’ ya, generalin kızı, bakışlarını yakalayabilmesi de bu yüzden. İvanoviç aşık olduğu Polina dan bazen nefret bile eder ancak kendisini ona bir köle olarak sunmaktan da geri durmaz. Polina zaman zaman kendisi için kumar oynamaya gönderir İvanoviç’ i ve Kumarbaz’ımız bu gelip gitmeler yüzünden kumar oynamayı öğrenir. Düşük bahisler oynamaya başlamadan önce kumarhaneye ara ara gidip gözlemler yapmaya ve oyunu anlamaya
İnsanın her şeyi yıkıp kaos haline getirmeyi sevmesi ( bazen bunu yapmaktan zevk aldığı inkâr edilemez), üzerinde uğraştığı yapıyı bitirmekten, gayesine ulaşmaktan içgüdüsel olarak ürkmesinden mi kaynaklanıyor yoksa?
Fyodor' un kalınlığına bakılınca kolay okunup anlaşılır denilebilecek ancak işin aslının öyle olmadığı ve olmayacağı bir kitabı. Neden öyle olduğu sorusunun cevabı ise isminden bile belli. Bu yeraltı, insanın ahlaki, düşünsel veya duygusal anlamda en mahrem yerini temsil ediyorken oradan günlük hayattakiymis gibi herkesi memnun eden genel kabul görür düşünceler duygular bekleyemezsiniz. Bu tarz kitapları oldum olası daha zor bulmusumdur çünkü duygu durumu yansıtırlar ve çok olay örgüsü göremezsiniz. Bir nevi iç sorgulama ya da itiraflar gibidirler. Bu yüzden yazmak da okuması kadar güç olabiliyor. Her neyse Albert Camus' un Düşüş kitabındaki hislerim ve aldığım zevk aynen geçerlidir. Eğer içinizde kabullenmekten utandiginiz kimi duygu düşünceleriniz de varsa yalnız olmadığınızı anlamanız üzere okumanızı öneririm.