İsmail⠀ོ

İsmail⠀ོ
@ismailbey
Huz mâ safâ, da’ mâ keder
Jandarma
Türk Dili ve Edebiyatı
Balıkesir
151 okur puanı
Ekim 2017 tarihinde katıldı
İnsanlar, son zamanlarda bir özgürlük teranesi tutturdular; Nedir bu peşinde koştukları özgürlük? Yalnızca esirlik ve kendine kıymadan ibaret! Çünkü insanlar, “İhtiyaçlarını temin etmeye bak, sen de en yüksek, en zengin kişilerle aynı haklara sahipsin” inancına saplandılar. “İhtiyaçların giderilmesi konusunda hiç çekinme hatta isteklerini alabildiğine artır!..” Bugün herkesin dilinde bu var, özgürlük böyle anlaşılıyor... İhtiyaçları alabildiğine genişletmek hakkı neler doğurur? Zenginleri yalnızlığa ve manevi çöküntüye, Yoksulları kıskançlığa, suç işlemeye götürür...
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Birbirleriyle sadece göz aşinası olan, her gün, hatta her saat karşılaştıkları, birbirlerini inceledikleri hâlde, âdetlerin hükmüne ya da kendi kuruntularına tabi olarak ne selam ne konuşma, Görünüşte kayıtsız bir yabancılığı devam ettirmek zorunda kalan insanlar arasındaki ilişkiden daha garip, daha nazik bir şey olur mu ? Aralarındaki bir huzursuzluk, hastalık derecesinde merak, tanışmak ve fikir alışverişi ihtiyacının tatmin edilmemiş, yapay bir şekilde bastırılmış olmasından doğan bir isteri, özellikle bir tür gergin bir dikkat havası eser... Çünkü insan insanı, hakkında bir yargıda bulunamadığı sürece sever.
İnsanlar arasında eskiden konuşmada karşındakinin üzerine eğilme gayet tabii bir şeyken, şimdi yerini ayakkabılarının veya arabasının fiyatını sormak alıyor... Her sohbetin içine önü alınmaz bir şekilde, hayat şartları konusu, para konusu giriyor... Bu arada söz konusu olan ne bireyin endişeleri ve çilesi, ne de konunun bütün içinde gözden geçirilmesi... İnsan sanki bir tiyatroda tutsakmış da, sahnedeki oyunu ister istemez izlemek zorundaymış gibi... Bunu ister istemez, durup durup yeniden düşüncenin ve konuşmanın konusu etmek zorundaymış gibi...
Düşünceleri ve zihni örtmenin ya da saklamanın üç derecesi vardır:
İlki ağız sıkılığıdır; kişi, yüreğinde ne hissettiğini öyle baskı altına alır, teraziyi öyle dengede tutar ki, kimse hangi kefenin ağır bastığını kolayca anlayamaz. İkincisi, olumsuzlayıcı anlamda ikiyüzlülüktür; kişi, sözleri ve tavrıyla öyle bir görüntü arz eder ki, kendisi gerçekte neyse, öyle olmadığı izlenimi ve hissini verir. Üçüncüsü, olumlayıcı anlamda yapmacıklıktır; kişi, kendisini açıkça aslında olmadığı biri gibi gösterir ve süsler...
Vicdan kendi kendimizi suçlayabilme, sorgulayabilme ve gerektiğinde kendimize savaş açıp, şahitlik edip, ceza verebilme üstünlüğüdür... Bedene ve akıla ne denli muhtaçsak, iç dünyamız ve huzurumuz için vicdana da o denli ihtiyacımız vardır... Aslında tüm bunlar biraz bilgi, biraz sorumluluk ve biraz da deneyimle birleştirilirse kusursuz sonuçların alınması her zaman mümkündür... Vicdan, insanı hep doğruya ve güzele götüren acımasız bir yönetici ve yönlendiricidir... Öyle ya da böyle, her gün gelişmekte olan sezgi ve duygularımızın etkisi altında daha anlaşılır ve berrak duruma gelen güncel olayların rengi ve tadı, vicdanımızı biraz daha geliştirir. Vicdan kendisine karşı dürüst olan insanın tek efendisidir...