İsmail⠀ོ

İsmail⠀ོ
@ismailbey
Huz mâ safâ, da’ mâ keder
Jandarma
Türk Dili ve Edebiyatı
Balıkesir
151 okur puanı
Ekim 2017 tarihinde katıldı
Hayatın birinci yarısı, mutluluğa karşı duyulan yorulmak bilmez bir özlem olduğu halde, ikinci bölümü acı dolu bir korku duygusuyla kaplıdır... Çünkü, mutluluk denilen her şeyin kuruntu olduğu ve acıdan başka gerçeğin bulunmadığı fark edilmiştir artık... Aklı başında insanların, yakıcı zevklerden çok acısız bir hayata yönelmeleri bundan ötürüdür... Gençliğimde, kapımın zilinin her çalınışında, gönlüm sevinçle doluyor ve kendi kendime, "Oh ne iyi... İşte yeni bir olay..." diyordum. Ama yıllar geçip de, olgunlaştığım zaman, her zil sesinden sonra şöyle düşündüm: "Yine ne var?..." İnsan yaşlandıkça, tutkuların ve isteklerin nesnesi farksızlaştıkça; bu isteklerin ve tutkuların bir bir ortadan kayboldukları, duyarlılığın güdükleştiği, hayat gücünün zayıfladığı, görüntülerin solduğu, izlenimlerin etki yapmadan gelip geçtiği, günlerin gittikçe daha hızlı aktığı, olayların önemlerini kaybettiği ve her şeyin renksizleştiği görülür...
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Çok zaman önceydi... O kadar zaman önceydi ki zaman diye bir şey yoktu... İnsanlar güneş doğup batıncaya kadar yaşıyorlardı hayatı... Bir daha hiç olmayacakmış gibi dolu ve anlamlı... Derken "Zaman" diye üç parçalı bir buluş yaptı insan... Bir parçasına "Dün" dedi, diğer parçasına "Bugün", öteki parçasına da "Yarın"... Sonra fesat karıştı zamana ve insan bugünü unuttu... Dünü düşünüp pişman oldu, yarını düşünüp telaşlandı; ama işin ilginç tarafı tüm telaş ve pişmanlıkları güneş doğup batıncaya kadar yaşadı... Farkında olmadan rezil etti bu gününü. Oysa yarın, bugüne dün diyor, dün de bu gün için yarın diyordu... Bir türlü beceremedi. Bir eliyle yarına, diğer eliyle düne yapıştı... Bu günü eline yüzüne bulaştırdı... Mutsuz oldu insan... Ve ne gariptir ki yarının telaşını da, dünün pişmanlığını da hep bugün yaşadı; Ama bugünü hiç yaşayamadı... Ne yarın ne de dün…
Düzen şarttır ama bu düzen herhangi bir zorlamayla, bir şablonu takip ederek kurulamaz. Düzen ancak düzensizliğin ne olduğunu gözlemlediğinizde varlık kazanır. Yani, düzensizlik içinde yaşıyorsunuz, hayatınız keşmekeş içinde geçiyor, çelişkilerle dolu, karmaşa içinde, darmadağınık bir hayat sürüyorsunuz; bu durumda ancak kendinizi tanıyarak düzeni meydana getirirsiniz.
Çünkü Ademoğlu arzu etmeyi arzu edilenden daha çok seviyor
Bak, sana bir hikaye anlatacağım Marco. Bir zamanlar krallığın birinde bir kral güzel prenses için ziyafet verir. Kapıda bekleyen asker kralın kızını görür ve bir çırpıda aşık olur. Fakat kralın kızının basit bir kapı görevlisiyle ne işi olabilir? En sonunda asker prensese ulaşır ve artık onsuz hayatının bir anlamı olmadığını söyler. Prenses askerin aşkından etkilenir. “Eğer balkonumun altında hiç hareket etmeden yüz gün yüz gece bekleyebilirsen senin olabilirim.” der. Asker kabul eder ve prensesin balkonun altına gider. Bir gün, iki gün, üç gün, yirmi gün, otuz gün… Her gece prenses dışarı bakar, ama o kımıldamaz bile. Yağmurda, rüzgarda, karda… O hep oradadır. Kuşlar kafasına pisler, arılar sokar, ama o kımıldamaz. Doksanıncı günden sonra taş kesilmiş bir vaziyette gözlerinden akan yaşları zapt edemez. Uyumaya bile dermanı kalmamıştır. Tüm o günlerinde prenses onu camından seyreder. Ve doksan dokuzuncu günün akşamında asker sessizce çekip gider oradan. Bu hikayenin ne anlama geldiğini sorma. Çünkü ben de bilmiyorum. Eğer bir gün anlarsan sen bana söylersin.
Hayattaki her şeyde bir risk vardır... Her tebessümü paylaştığınızda, her döktüğünüz gözyaşında, kendinizi yaralanmaya, incinmeye açarsınız... Sevmek için hiçbir zaman kolay yol yoktur. Ona kalkanla, korumayla, tedbirle yaklaşamazsınız... Çünkü sevgi sizin silahlarınızı kuşanmanızı beklemeyecektir... Yüzünüzü çevirmenize aldırmaz... Sevgi her yerdedir, sevgi her şeydir... Sevmek risklerin en büyüğüdür... Dikkatli değildir, güvenilir değildir. En güzel zamanlarında bile, sevgi acıtabilir. İhtiyaç duymak acıtır, ait olmak acıtır; ama sonuç ne olursa olsun, sevgiyi hissettiğinizde asla aynı kalmayacaksınız. Kalbinizde ve ruhunuzda iz bırakabilir ve sizi anılarla sonsuza dek baş başa bırakabilir.. Veya, sanki yarına hiç ihtiyacınız yokmuş gibi hissetmenize yol açabilir.. Ama sevgi buna değer... Risk almaya değer.