Eğer olur da bu zindandan çıkarsam, baş kesilerek gerçekleştirilen bütün idam cezalarını izlemeye gidecektim. Bu olasılığı düşünmekle hata ediyordum sanırım. Çünkü bir gün safak sökerken, polis kordonunun arkasında, bir anlamda öbür tarafta, hür olarak durmayı, idamı izlemeye gelip sonra kusan bir seyirci olmayı düşününce içimi zehirli bir sevinç dalgası kaplıyordu. Oysa bu akıllıca değildi. Bu tür hayallere kapılmakla iyi etmiyordum çünkü hemen arkasından öyle fena üşüyordum ki örtümün altına kıvrılıp yatıyordum. Dişlerimin takırdamasına engel olamıyordum.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Önemli olan bir kaçış olasılığıydı, bu acımasız törenin dışına doğru bir sıçrayıştı, umudun bütün şanslarını sunan çılgın bir koşuydu. Umut, nefes nefese koşarken bir sokağın köşesinde, arkadan yetişen bir kurşunla vurulmaktı elbette. Ama enine boyuna düşününce, hiçbir şey bu lükse sahip olmama izin vermiyor, her şey bunu engelliyordu, giyotin beni ele geçiriyordu.
"Sizden bu adamın kellesini istiyorum, dedi, "ve bunu da gönül rahatlığıyla istiyorum. Zira oldukça uzun meslek hayatım boyunca daha önce de ölüm cezası istedigim olduysa da, bu acı görevin bugünkü kadar kutsal ve amir bir hükmün bilinciyle ve insana sadece korkunç şeyler esinleyen bu adamın karşısında duyduğum türden bir dehşetle telafi olduğu, dengelendiği ve hafiflediği olmamıştı."
Uzun bir pazar günü daha geçip gitti, anne şimdi toprağın altında yatıyor, ben işime döneceğim, sonuç olarak değişen hiç bir şey yok, diye geçirdim içimden.