Güzel bir roman. Bir dönemin İstanbul'unun cemiyet ve sokak hayatını iyi bir kurguyla sunuyor. Sanırım okuduğum en iyi Türk klasiklerinden. Özellikle kitabın yayımlandığı dönemden bu güne (1940) İstanbul'da pek çok açıdan pek de bir şey değişmediğini, "Ah nerede o eski İstanbul" şeklindeki özlem cümlelerinin çoğunlukla içi boş olduklarını fark ettirdi bana. Şehrin hafif kaymak tabakasının, süslenip püslenip kafeteryalarda cıvık ve bayık konulardan şımarık bir edayla konuşup durarak, fakir kısmının da sürekli birilerinden borç alıp idare etmek zorunda kalarak yaşadığını en iyi şekilde anlatan bu kitaptaki İstanbul insanı günümüzdekiyle epey benzer. Bugün de cebinde biraz parası olan genç bir kahveciye gidip pasta yer ve kahve içer; aynı şımarık edayla ve ayrıca yüksek sesle konuşup durur, parası olmayan İstanbullu da ona buna değil de bankalara borçlanıp durur, kredi kartı borçlarını şişirir, borcu başka kredi kartıyla kapatmaya çalışır ve böyle yaşlanır.
İstanbul'a dair bende bıraktığı izlenim dışında kitabın genelinde ölçüsüzlüğün, içimizde var olan tembel; iradesiz yanımıza " içimizdeki şeytan" adını vererek kötülüklerimizi ve zayıflıklarımızı nasıl meşrulaştırdığımız gibi kilit konular üzerinde fazlaca durulması oldukça hoşuma gitti. Okumayanlara tavsiye edebilirim.
Mutluluğun kaynağı sağduyudur. Kimse karşı çıkmamalı tanrı buyruğuna. Kibirle söylenen büyük laflar, ağır bedeller ödeterek yaşlılıkta öğretirler sağduyuyu.