Günün birinde, onun öyküsünü dinlemek ister David. Ama İngilizceye çevrilmemiş olarak. İngilizcenin, Güney Afrika' nın gerçeği için uygun olmayan bir araç olduğuna gitgide daha çok inanıyor.
Bazen düşünürüm, ne kadar garip mahluklarız? Hepimiz ömrümüzün kısalığından şikâyet ederiz; fakat gün denen şeyi bir an evvel ve farkına varmadan harcamak için neler yapmayız?
Öğretmenliği sürdürüyor, çünkü geçimini bu yoldan sağlıyor; aynı zamanda ders vermek, ona alçakgönüllü olmayı öğretiyor, dünyadaki yerinin ne olduğunu anlatıyor. Bu konudaki ironi gözünden kaçmıyor: Bir şey öğretmeye gelen kişi, en sert dersi alıyor, bir şey öğrenmeye gelenlerse hiçbir şey öğrenmiyorlar.
Ya çevre? Çevre dediğim de ne oluyor? Bütün gün deli gibi çalışıp da günün sonunda dört duvar arasına tıkıldıktan, derdini paylaşmak için bile bir dosta değil de psikoloğa başvurduktan sonra ne önemi kalır çevrenin?