o gece — tüm yıldızlar yörüngelerinden onun bileklerine düşmeye imrenirlerken —
okunurken meleklerin kaçtığı bir kıssa olarak doğmamıza müsaade eden sendin
bileklerimizde biz büyüdükçe küçülecek iki yıldızla
ağıtlarla tepeden tırnağa ruhumu yaktım
ay yapayalnızdı o gece
ve bize aldanıyordu boynunda gümüşten bir urganla
dört tepenin tırnaklarında yalnızlığın ayetlerini
çıplak sırtlarına kazıyan ağaçlardan birine günahlarını yükleyerek
çamura düşmüş altın tozlarıydı bakışları
aşkla şaşkın ve aşkla garip
o gece aldandı o bakışlara, yer ve gök
elbette şaştılar yıldızlar, o doğunca kulakları ardına nefesiyle peygamber çiçekleri sıkıştırınca annesi
o silik siluetler karşısında
insancıl bir hisle ağzımızın külünü temizleyen
ve içkin bir bakışla tüm mermilerini döken bu aşkı sen bahşettin
onun gözlerine geceyi öylece astın ve
kalbimize sabaha varacak gücü sen verdin
süren ve biten tüm risaletlerle
sayıklanan tüm suskularla
öyle durağandık ki serecek toprak bulamadılar, buldurmayan sendin
sonunda beni onun ağzının ve kasıklarının bir parçası saydırdın
aklımın ve dilimin tetiklerinden, bu ölgün duvardan beni ona muhafaza ettirdin
bir an geldi gövdesi yitti, sonra ben