neyim bilmem ki,
bir sürgünün solmuş ve çatlak dudaklarıyım belki
gömülü yatan saraylar ortasında
rastgele kıvranışlarla şüphelere sokulan
kendini soruların çeşmesinden akıtan
kendini israf eden
kuraklaşmış, niçinsiz bir avuç rü'ya için
kırlangıçların bir vaadi olduğuna inananların bileklerinde, bir zincir olup
sonra yaş hakka erince
kendini aramak istemiş
bilmem ki
bir leylak gibi efsunlar fışkırtarak
menkûş duvarlar arasında
öylece ölmüş bir şey miyim?
işte, korkularımdan tınılarla boşalan sözcüklerimi bekleyen
taze bahar yanılgıları, ve ölümler
ensemin kokusunu içine çeken
kocaman burunlarla, gözlerimi
bâvehim zihnime kayıtsız çehrelere uyandıran
aksak bir geçiciliği gözüme sokup duran
bu döngünün ekseninde
bilmem ki
durmadan gözüme sokulanı
yükseklere fırlatıp duran bir şey miyim?
şirin bir mezar taşına gölge olmaya çalışan
buz gibi bir meşe gölgesiyim belki
hâlinden bahtiyâr fakat, âmiyane acınası bakışlara maruz bir hayvan gibiyim kimi zaman
yıldızlarla boy ölçüşenlere alaycı bir gülüşüm