Caminin ve namazın Müslümanların birliği ve dirliği üzerinde oynadığı kritik rolü çok iyi kavradığı anlaşılan Çin yönetimi, Uygurların kimliklerinin altını oymak için camileri onların hayatından çıkarmakla işe başlamış. Bu hakikat, Gulca’da bir tokat gibi suratımıza çarptı.
Çin'in Uygurları dini ve milli açıdan asimile etmede kullandığı bir diğer yöntem, Müslüman ailelerin evlerinin içine Çinlileri bizzat yerleştirmek. Kâğıt üzerinde okunduğunda "saçma" ve "imkânsız" göründüğünün farkındayım. Ancak maalesef, bu konu reddedilmesi çok güç deliller, şahitlikler ve tecrübelerle sabit.
Allah Resulü’ne sakin olması ve olabildiği en halim hali alması emredildiğinde sevdikleri vefat etmişti!
Fakat biz kaybolan anahtarlarımız ve bulamadığımız telefonumuz yüzünden yahut eşimiz telefona hemen bakmadığı için kontrolden çıkıyoruz. Bunlara kızılır mı? Olması gerekenden ne kadar uzakta olduğumuzu fark ediyor musunuz? Sonra da diyoruz ki, biz Peygamber Efendimiz'in sünnetini çok seviyoruz. Halimize bakın, iddiamiza bakın.
Dünyada hangi fikri, içtimai, iktisadi, ahlaki dava varsa; aradığının, arayıp da bulamadığının İslamiyette olduğunu bilseydi mesele mi kalırdı? Yazık ki vecd ve aşkın kabuk bağladığı ve ruhların donup kemikleştiği devirlerden beri, bunu asıl Müslüman geçinenler bilemedi.
Münafıkların reisi, Abdullah bin Übey bin Selûl.
İlk defa kendi peygamberine ihanet eden ve sonra bu hain ruh etrafında hususi surette mayalaşan ve ırklaşan melun kandan gelmektedir.
Yahudinin tarifi budur.