Şu nasihatin nerdeyse bir âşığa yapıldığını söyleyeceğiz: “Şükret ki, gideceğin bir cehennem var!” Böylece, gideceği yerin belli edilmiş olmasının bile ne büyük bir nimet olduğu anlatılmak isteniyor. Âşıksa, gideceği yeri durmadan karıştıran, dahası gideceği yerin bulunmadığını ileri süren biri değil mi? Onun, gideceği yerin adresi belli iken bellisiz hale getirilmiş değil mi? Öyleyse ona, gideceği yer cehennem bile olsa, bilinen bir yere gidebileceği için şükretmesi salık verilirken, dışarda duran birisi, haklı bir tavsiyede ve nasihatte bulunmuş farz edilebilir. Oysa âşık, kendini hiç de öyle görmüyor: O, kendini, gideceği yeri belli olmayan veya gideceği yeri bilmeyen biri olarak görüyor. Gideceği yer belli olsa bile nereye gideceğini bilemeyen birinin şaşkınlığı ve hüsranıdır âşık kişinin payına düşen. Ama o, kendine düşen bu paydan, her nasılsa ve her zaman razı görünmektedir. Ne tuhaf!