Din, istiğfardır. Allah'ın Rab, sizin ise kul olduğunuzu gerçekten anladığınızda, sürekli O'nun affını dilersiniz. Ve böyle yaptığınızda bütün taşlar yerli yerine oturur. Umutla dolarsınız ve size Allah'tan koruma verilir.
İnsan tevbe ettiğinde "Allah kabul etti mi etmedi mi bilmiyorum." dememelidir. Tevbe edip Allah'a döndüğünüzde, "Rabbim, ben kendime zulmettim, beni affet." dersiniz. Bu, Allah (cc), sevgisinden dolayı sizi affetti, konu kapandı, demektir. Her zaman tevbe etmeye devam etmelisiniz, ama hiçbir zaman Allah'ın tevbenizi kabul etmediğini düşünmemelisiniz.
Rumeli’nde, Anadolu’da ardı arası kesilmeyen bu muvaffakiyetler Yıldırım Bayezid Han’ı gurur neşesiyle bî-hûş etmeye başlamış idi. Vezir Ali Paşa’nın sefa-perestliği ise padişahın bütün zevke, işrete koyulmasına yardım ediyor idi. O zamanın meşhur ulemasından Emir Buhari milletin ahlakına, terbiyesine çirkin örnekler vermesinden korkulur bu zevk düşkünlüğüne yalnız gönül kızgınlığıyla seyirci kalmadı.
Bir gün Bursa’da inşa ettirmekte olduğu camiyi birlikte gezip muayene ederlerken padişahın tarz-ı mimarisini nasıl bulmakta olduğunu sual etmesine ilmine, takvasına yakışır bir doğrulukla “Pek güzel olmuş ama köşesinde bir meyhane eksik!” cevabını vermekten çekinmedi. Bu acı sözden mütenebbih olan Yıldırım Bayezid zevki, işreti terkle istiğfar-ı zünûb olarak yeniden cihat kılıcını ele aldı, itaat sözünde sadakat göstermeyen Bulgaristan’a yürüyüp orasını da tamamıyla mülküne ilhak etti.