Birinci Dünya Savaşı'ndan itibaren cumhuriyetin kuruluşu ve hatta sonrasını anlatan eserler için "ortodoks tarih", "resmi tarihyazımı" gibi nitelemeler kullanmış ve hatta yerli ve yabancı bir çok yazarı, nutuk ve Atatürk'ün anılarını başat kaynak olarak eserlerini yazdıkları için de eleştirir. Bu eleştirisinde haksız olduğu kanısındayım. Nihayetinde kendisi de bu kitabını kaleme alırken sadece resmi tarihyazımı ile değil, birbiri ile de çelişen biyografileri temel almıştır. Sadece benim değil kendisinin iddiası da biyografilere dayandığı yönünde. Konu hakkındaki Türk resmi devlet belgelerine ulaşamadığından da yakınır.
Burada ilk nokta; biyografi ve anı sahiplerinin olaylara hangi bakış açısı ile yaklaştığını sormanın yanısıra, söz konusu biyografilere ve anılara ne derece güvenilir kaynak olarak bakılabilir? Bunu da sormak gerekir. Ortada büyük bir mücadele ve büyük bir zafer vardır. Bunu herkes sahiplenmek ister ve doğal olarak zaferde kendi rolünün çok büyük ağırlığı olduğunu iddia edebilir. Milli mücadeleyi tek başına düşünen, planlayan, tek başına yürüten ve zafere de tek başına ulaşan Mustafa Kemal'dir gibi duygusal bir yorumda bulunmuyorum. Ancak her ne kadar otoriter hatta diktatörce davranışlar sergilemesine de milli mücadele sonrası Türk toplumuna sosyo-kültürel açıdan yaptığı büyük katkıları da es geçmemek gerekir. En basit örnek kadınların sosyal, ekonomik ve belki de en önemlisi siyasal hakları; gelişmiş batı ülkelerinin birçoğundan daha öncesinde verilmiştir. Üstelik kadınların bu yönde mücadele etmesine gerek kalmadan. Bu noktada eleştiren ya da az çok bilgi sahibi olmak isteyen varsa "Demir Çeneli Melekler" filmini izleyebilir.
Bir diğer nokta; 1926 İzmir suikasti sonrasında kurulan istiklal mahkemeleri ve yargılamalar. Söz konusu mahkemeler,