Devrim sonrasında ki ayların en önemli olayı 30 yıldır ilk kez yapılan seçimlerdi. İTC devrim öncesinde sadece Avrupa'daki vilayetlerde çok güçlü bir taşra örgütüne sahipti. Şimdiyse örgütünü Asya'daki vilayetlerde ve Kuzey Afrika'da yayma çabası gösteriyordu. Yeni şubeler kimi zaman, Abdülhamit'in sürgüne göndermiş olduğu kişilerden oluşan mevcut yerel muhalefet topluluklarının İTC örgütlerine dönüştürülmesi suretiyle kurulmaktaydı. İTC'nin şube örgütleri genellikle, meslek sahipleri (öğretmenler, avukatlar, doktorlar) Müslüman tüccarlar, lonca başkanları ve toprak sahiplerinin ittifakından oluşuyordu. Cemiyet neredeyse sırf Müslümanlardan bilhassa da Türklerden oluştuğu halde, yeni parlamentoda sandalye garantisi vererek diğer uyrukların işbirliğini elde etmeye çalışıyordu. Sonunda Türkler 288 sandalyenin %50'sinden fazlasına biraz sahip oldular. Seçimlerde İTC'nin yanı sıra aday olan tek örgüt, Prens Sabahattin'in (o da geri dönmüştü) taraftarlarının Eylül ayında kurmuş oldukları yeni parti, Osmanlı Ahrar Fırkası'ydı. Ancak bu partinin ülke çapında bir örgütü yoktu ve sadece bir sandalye kazanabilmişti.
Sayfa 121 - İletişim Yayınları
Alıntı
Türkçülüğün Türk ulusçuluğuna dönüşmesi, İTC (İttihat ve Terakki) ile olur. İTC'nin zamanla Türklüğün siyasal örgütü olduğu bilincini geliştirdiği söylenebilir.
Türkçülük
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Ahmet Rıza'nın sürgündeki adamlarının aksine Selanik'teki bu grup başından itibaren Müslüman birliğini ideolojik olarak merkezine aldı. lşte bu, Talat'ın çevresiydi. Bu ekip, en yüksek tesirine 1908 devrimi sırasında ulaşacak ve nihayetinde lTC'nin diktatoryal iktidarına giden yolu döşeyecekti. 8 Eylül 1906'da Mithat Şükrü'nün evinde yapılan ikinci toplantıda örgütün ismi Osmanlı Hürriyet Cemiyeti olarak değiştirildi ve üyeliğe getirilmiş olan kısıtlama kaldırıldı. Talat, Rahmi ve subay İsmail Canbolad (Canbulat), Cemiyet'in yürütme kuruluna seçildiler. Cemiyet'in içindeki ve etrafındaki askerlerin çoğuyla karşılaştırıldığında Talat; cazibesi, gözü pekliği ve davaya adanmışlığı ile doğal bir otorite konumundaydı. Mithat Şükrü, 'Talat hepimizden daha cesur, daha atak, dünyaya metelik vermeyen bir karaktere sahipti," diye yazar. Genç yüzbaşı ve geleceğin Atatürk'ü Mustafa Kemal'in de ufak bir rolü vardı. 1905 yılında Şam'da dört kişiden oluşan Vatan ve Hürriyet Cemiyeti'ni kuran ve yola Selanik'te devam etmeye istekli olan Mustafa Kemal, Osmanlı Hürriyet Cemiyeti'nin kuruluşunun kolaylaşmasına yardımcı oldu. Kemal, Talat'ı, 1906 yılı başlarında hiç değilse ismen tanıyor olmalıdır. Şam'da sürgün olarak nitelediği görevinden birkaç aylığına gizlice geldiği memleketi Selanik'te, ihtilalci örgütlenmeye katılmakta istekliydi. Bununla beraber örgütlenmenin çeperlerinde kaldı ve önderlikten dışlandı. Farkında olarak ya da olmayarak, rakibi olmayan lider konumunda bulunacağı başka bir geleceğin hazırlıklarını yaptı. 1906 yılında Makedonya'daki diğer subaylar, Mustafa Kemal'le karşılaştırıldığında daha güçlü konumlardaydılar. Aralarında, her ikisi de yeni cemiyetin ilk mensuplarından olan binbaşı İsmail Enver ile Enver'in amcası yüzbaşı Halil (Kut) da bulunmaktaydı. Mustafa
Osmanlı Hürriyet Cemiyeti, 1906'da Talat Paşa tarafından Selanik'te kurulmuş olan siyasi topluluk.
ARF -ARF-D) Dashnakt-sutyun
Prens Sabahaddin ile Hıristiyanlar arasındaki esaslı güven sayesinde, Sabahaddin'in örgütü burada çok daha iyi bağlantılar kuracaktı. ARF ile ITC arasında başından itibaren belli konularda anlaşmazlık mevcuttu. Eylemci yeniden örgütlenmenin itici güçleri olan Dr. Nazım ile Dr. Şakir'in büyük ölçüde ARF ve IMRO yapılarına öykünmelerine ve aynı zamanda fedailerden oluşan kollar oluşturmalarına rağmen, ARF ortaklığın daha zayıf tarafını oluşturuyordu ve bu gerçeklik değişmedi. 1907 sonbaharından itibaren, Hıristiyan gerillalara karşı koymak için Makedonya'da Müslüman birlikler oluşturdular. Genel olarak Müslüman dayanışmasına yaslanan bu birlikler, Müslüman Arnavutlarla da ittifak içindeydi. Kaleme aldıkları mektuplarda başarıya ulaşan şiddet eylemlerini ve üstün olduğunu iddia ettikleri Türk cesaretini yüceltiyorlardı; 15 Mart 1908 tarihli bir mektupta Şura-yı Ümmet, açıkça "biz [Müslümanlar) bu toprakların [Makedonya) hakimleriyiz," diye ifade ediyordu.
Yabancı gözlemciler İTC’nin erkenden direnmeye hazırlandığının farkındaydılar. Örneğin, 24 Ocak 1919 tarihli Le Temps şunları yazıyor: “Cemiyetin birçok üyesi, yoldaşlarını sağlamlaştırmak ve sonunda komiteler örgütlemek için vilayetlere gidiyor.” 5 Şubat 1919’da aynı gazete şunları yazıyor “İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin örgütü, Jön Türklerin terhis edilen askerlerin silahlarının alınmadığı ve geniş bir çeteler sisteminin gizlice örgütlenmekte olduğu Küçük Asya’da faaliyetini sürdürüyor.” The Times, 28 Ocak’ta, 1 Şubat’ta, 10 Şubat’ta ve 11 Mart’ta devam eden İttihatçı direnişi üzerine haber veriyor. 14 Nisan’daki haber şöyle: “İç Anadolu’da da kargaşa hüküm sürüyor. Hâlâ İTC partizanları olan memurları görevinden uzaklaştıramayan hükümet, gösterileri önlemekten âciz. İTC katliam bölgelerinde fanatizmi en üst noktasında tutmak için elinden geleni yapıyor.” Bu çeteler ulusal direniş hareketinin ilk evresinde, düzenli ordu hâlâ güçsüzken, özellikle batıda önemli rol oynadılar. Bunlar çokluk, savaş sırasında Rumların ve Ermenilerin tehcirindeki rollerinden ötürü aranan eski İTC fedaileri ve Teşkilât-ı Mahsusa ajanları tarafından idare ediliyordu. Meşhur örnekler Dayı Mesut, Yahya Kaptan, Kara Arslan ve İpsiz Recep’tir. İstanbul’la Adapazarı arasında bu türden toplam 22 grup vardı ve İstanbul’daki direnişin Anadolu’yla bağlantısı bunlara bağlıydı. İzmir’in doğusundaki dağlarda, bu rolü, Demirci Mehmet ve eski bir jandarma olan Sarı Efe Edip gibi efeler oynuyordu. Doğu Karadeniz’deki dağlarda, Ermeni katliamında rolü olduğu suçlamasıyla aranması yüzünden dağlara kaçmış olan ve daha sonra Mustafa Kemal’in muhafız alayının komutanlığına getirilen Topal Osman Ağa vardı.
1918’de, İttihatçıların silahlı direnişe hazırlandığı üstüne yaygın söylentiler vardı. Gördüğümüz gibi Enver Paşa da kendi deyişiyle ‘savaşın ikinci evresinde’ savaşa devam etmeye karar vermişti. Birçok kaynağa göre (Ertürk, Cebesoy, Karabekir ve Sâbis), Kafkaslar’dan mücadeleyi yönetmek için, 1918’de önemli bir askerî kuvvet topladığı Bakü’ye dönmek istiyordu ve Kafkaslar’daki başıbozuk Türk kuvvetlerini kumanda eden kardeşi Nuri Paşa’ya (Kıllıgil) Azerbaycan’da ayrı bir Türk devletinin İtilaf Devletlerince tanınmasını sağlamanın yollarını araştırması talimatını veriyordu. Teşkilât-ı Mahsusa’ya hazırlıklı olmasını emretti ve Vehip Paşa’ya (1877-1940)92 Kastamonu’da bir genel karargâh kurulması için plan hazırlaması talimatını verdi. Ali Kemal’e göre (cemiyetin keskin bir muhalifi), Talât İzmit’te, Enver Bandırma, Balıkesir ve Karesi’de bir direniş grubu kurdu. Savaşın sona ermesinden önce Ecevit Ormanlarında, Pozantı’da, Ankara’da, Bozdağı’nda, Toros, Sille ve Madran Dağları’ndaki gizli depolarda silah saklamaya karar verdiler. Başka kaynaklar Kayseri, Erzurum, Kastamonu ve Salihli’den 1918’de Teşkilât-ı Mahsusa’nın silah depoladığı yerler olarak bahsederler. Bu depoların embriyon halindeki ulusal direniş hareketini teçhiz etmek için kullanıldığı kuşkusuzdur. Çerkez Ethem’in (1885-1948) anılarında bunun kanıtını buluyoruz. Çerkez Ethem 1913’te süvari çeteci olarak çarpışmış ve 1914’te Teşkilât-ı Mahsusa’ya katılmış bir süvari onbaşısıydı. Savaş boyunca kendisi de bir Çerkez olan Rauf (Orbay) idaresinde, İran’da görev yaptı. Rauf (Orbay) Batı Anadolu’da direniş hareketini başlatmak için Mayıs 1919’da Bandırma’ya çıktığı zaman, ilk ilişki kurduğu kişilerden biri Çerkez Ethem’di. Ondan silahlı bir kuvvet toplamasını istedi ve bölgeden ayrılmadan önce, ona karargâhını