Yaşadığımız her şey bizi sabırsızlığa itiyor. Belki de türümüzün ömrünün fazla uzun olması ve bu ömrü değerlendirişimiz vicdan azabı duymamıza yol açıyordur.
Annem ufukta parlayan bir ışık, bir dağ geyiği,
Işıldayan bir sabah yıldızıdır o.
Değerli bir akik, Marhaşi'den bir topaz,
Cazibe dolu bir prens mücevheri,
Neşe yaratan bir akik,
Bir kalay yüzük, demir bilezik,
Bir altın çubuk, parıldayan bir gümüş,
İçi çeken bir fildişi heykelcik,
Mavi taştan bir taban üzerinde duran alabastar bir melektir o.
Ya da tek başına bir köpekle birlikte yaşayan kimseleri alın. Bütün gün onunla konuşurlar, başlangıçta onu anlamaya zorlarlar kendilerini, sonra köpeğin kendilerini anladığını öne sürerler; çekingen, kıskanç, alıngandır, ona takılırlar, kıskançlık sahneleri yaratırlar, sonunda onun kendileri gibi olduğuna inanırlar ama artık kendileri de onun gibi olmuşlardır; onu insanlaştırmalda övünürler, oysa aslında kendileri köpeksileşmişlerdir.