Bazen içimde bir kapı var sanıyorum…
Kimsenin açmadığı, benimse ne zaman dokunsam pası avuçlarıma bulaşan bir kapı.
Kendime itirafım şu:
Ben o kapının ardında kalmış bir cümleyim aslında;
Söylenmemiş, duyulmamış ya da yarım bırakılmış bir cümle.
Ne zaman içimle konuşsam, kelimeler önce birbirine çarpıyor,
Sonra birer birer yere düşüyor.
Toplarken fark ediyorum…
Bazı kelimeler kırılıyor,
Bazıları hâlâ sıcak,
Bazılarıysa uzun zamandır kimse tarafından tutulmamış gibi soğuk.
Garip bir hal var bende:
Sustuğumu herkes duyuyor da içimdeki gürültüyü kimse işitmiyor.
Bir de tuhaf bir kabulleniş;
Sanki kalbim kendisine, “Tamam, yine yanacağız ama bu kez sessiz yanacağız,” demiş gibi.
Kendi kendime konuşurken fark ediyorum,
Ben bazı şeyleri çok erken anladım,
Bazı şeyleri ise herkes unuttuktan sonra anladım.
Zamanla çakışmıyorum yani…
Belki de bu yüzden hep gecikmiş gibi hissediyorum,
Hep bir adım arkada, hep bir nefes eksik.
Bir iç geçiriyorum şimdi, uzun bir iç:
Ah be kalbim…
Sen de yorulmuşsun, belli.
Hâlâ direniyorsun ama direndiğin şey çoktan gitmiş,
Ama sen yine de tutuyorsun,