“Barbar, eski Yunancada yabancılar için kullanılan bir kelimeydi. ‘Yabancı’ anlamına gelirdi.
Yunanlı olmayan herkes, özellikle de Persler ve Asya halkları barbardı. Bu kelime Avrupa tarafından
benimsendi ve Avrupalı olmayanlar için kullanılmaya başlandı. Başlangıçta kelimenin kötü bir
anlamı yoktu. Mesela, Bodrumlu hemşehriniz Herodotos kitabına şu iyi niyetli satırlarla başlar: ‘Bu,
Halikarnassoslu Herodotos’un halka sunduğu araştırmadır. İnsanoğlunun yaptıkları zamanla
unutulmasın ve gerek Yunanlıların, gerekse barbarların meydana getirdikleri harikalar bir gün olsun
adsız kalmasın, tek amacı budur; bir de bunlar birbirleriyle neden dövüşürdü diye merakta
kalınmasın.’ Bakın, barbarların yarattığı harikalardan söz ediyor. O zamanların anlayışı buydu ama
zamanla önyargılar, kelimeye bugünkü barbar anlamını yükledi. Bildiğiniz gibi, bu anlama uygun
düşen, 20. yüzyılın en büyük barbarlıkları da Avrupa kültürü ya da Avrupa kaynaklı kültürler
tarafından sergilendi.”
Benim tezim, bütün halkların, bütün kültürlerin birbiri hakkında önyargılara sahip olduğudur. Eğer
bir gün bu önyargı kelimeleri, yani Avrupa dillerindeki barbar, Japon dilindeki gaijin,
Müslümanlardaki kâfir, Almanlardaki Ari olmayan gibi önyargı sıfatlarını kaldırabilirsek, amacımıza
ulaşabiliriz. Amaç nedir derseniz, bence tam olarak şudur: İnsanın değerinin sadece insan oluşundan
geldiği; din, milliyet, cinsiyet, renk, cinsel tercih, siyaset gibi birtakım ön sıfatlarla ayrımcılığa
uğratılmadığı bir hümanizm anlayışı.”