kalabalık beni sahiden sıktı. ben ikide birde böyle oluyorum, bazen bütün insanların boyunlarına sarılıp öpecek kadar seviyorum, bazen de hiçbirinin yüzünü görmek istemiyorum. bu nefret filan değil… insanlardan nefret etmeyi düşünmedim bile… sadece bir yalnızlık ihtiyacı. öyle günlerim oluyor ki, etrafımdan küçük bir ses bile istemiyorum. fakat sonra birdenbire etrafımda bana yakın birilerini arıyorum. bütün bu beynimde geçenleri teker teker, uzun uzun anlatacak birini. o zaman nasıl hazin bir hâl aldığını tasvir edemezsiniz.
ikimiz de aynı şehirdeyiz ve birbirimize varmamız için yarım saatten daha az bir zaman yeter. buna rağmen o orada ben buradayım. neden? sebep yok... ben burada ne yapıyorum? kendimi ve etrafımdakileri sıkmaktan başka ne işim var? onun da orada pek lüzumlu şeylerle uğraşmadığı muhakkak. dünyada şimdi onunla yan yana bulunmamamız kadar mantıksız ve lüzumsuz ne vardır acaba? hayat bir tesadüfler silsilesi imiş, âlâ! fakat tesadüfün de kendine göre bir mantığı olmalı değil mi ya?