Eser, klasik bir köy romanı niteliğinde. Köy romanlarında işlenen bilindik konunun dışına çıkılamamış ve yeni bir tarz ortaya konamamıştır. Yılkı Atı’ndaki yazarı mumla arıyoruz. Eserde hem yetim hem de öksüz Çelo’nun amcası ve yaşadığı Gündoğdu köylüleri ile ilişkileri bir miras konusu üzerinde ele alınarak taşrada eşrafın gaddarlığı ve hak aramanın zorluğu işlenmiştir. Çelo yetim ve öksüz kalınca küçüklüğünden itibaren amcasının işkence ve kötü muamele dolu yaşamına katlanmak zorunda kalır. Ancak amcasının kızı Kezik ile birlikte yalnız yakalanınca köyden ayrılmak zorunda kalan Çelo yıllar sonra köye babasının mirasını almak üzere döner. Çelo’nun hak arama mücadelesi taşranın görünen ve görünmeyen duvarlarına çarpar ve Çelo bir türlü çeşitli oyunlarla hakkına kavuşamaz. Eserde hak arama için mahkeme süreci bulunmamakla birlikte eserden adalete erişimin ne kadar önemli olduğu anlaşılmaktadır. Çelo’nun arkadaşı Ahmet’in şu uyarıları köyde orman kanunlarının işlediğini açıkça ortaya koymaktadır:
“Korkarım Çelo, korkarım. Burası köy yeri. Burada babayiğitliğin dokuzu eyvallah demektir. Diklenmeye pek gelmez köy yerinde. Burda kanun kuvvettir. Burda kanun varlıktır. Burda kanun insanın arkası olmaktır. Fakir isen belin kıyamete kadar büküktür. Bir tekme yersin köy yerinde. Nerden geldiğini bilmezsin. Tilki bile başsağlığı geçinemez köy yerinde.” (s. 110)
Adalete erişim çok önemli bir sorun olduğu gibi dava sonrası süreçle ilgili hak arayanların kanaatleri de son derece olumsuzdur. Yargılamanın uzunluğu, yargılama masrafları, yalancı şahitlik de hasbelkader istenmeyen bir konu mahkemeye intikal ederse karşılaşılan sorunlardır.
Adalete olan güvensizlik hakkında, emekli bir hâkimin Cumhuriyet’in ilk yıllarında Ermeni ve Rumlardan kalma açık artırma ile satın aldığı