Çatlak duvarların dilinde
suskun bir ömür asılı,
Gölgesiyle konuşan bir adam
Sandalyenin yorgunluğuna yaslanmış.
Kapı aralık…
Ne tamamen açık,
Ne de tümden kapalı bir umut gibi.
Dışarda solgun bir ışık,
içeri sızmayı unutan bir bahar kokusu,
Adam,
ellerinde titreyen zamanı tartıyor sanki;
bir avuç hatıra dökülüyor
çizgileriden sessizce.
Kim bilir, kaç adım geride bıraktı kedini,
kaç adım ileri gitmeye gücü kalmadı?
Rüzgar,
kırık kapıyı hafifçe öpüyor;
sanki “Hadi gel” diyor,
“Yolun sonu bilse olsa , yürümeye değer.”
İzzethan
“Sen yine de unutma.
Ellerinle suladığın çiçeklerin solduğuna şahit olacağın yerdir burası. Emeklerinin zayi oluşunu izleyecek, koşsan da yetişemeyeceksin, kılpayı kaçırılmış her şeyin ardında bıraktığı o hissi ömrün boyunca yaşayacaksın. Sen yine de unutma, yaşamak yorgunluktur.”