Onu aklımdan çıkaramıyordum. Acı çekmek ne demekmiş şimdi anlıyordum. Acı çekmek bayılana kadar dayak yemek değildi. Ayaktaki cam kesiğine eczanede dikiş attırmak değildi. Asıl acı; kalbi baştan aşağı sancılara boğan, insana sırrını kimselere anlatmadan ölmeyi arzulatan bir şeydi. Kolları, başı hep dermansız bırakan, yastıkta öbür yana dönme isteğini bile söndüren bir şey.
İnlemelerim arasında birkaç sözcük söyleyebildim:
"Bırak Totoca. O eve bir daha dönmeyeceğim."
"Döneceksin. Orası bizim evimiz."
"Orada hiçbir şeyim kalmadı. Her şey bitti."