‘Bireye, yoğun şefkat hissettiği kişi tarafından uygulanan şiddet sevgiyle kodlanır ve bu kod bilinçaltında ya sadist, ya mazoşist eğilimlerin tohumlarına dönüşürdü.
…beynimiz kodlamaya çalışıyordu, Merve’nin beyni sevildiğini ancak şiddet gördüğünde anlayacak kadar bu iki duyguyu birbirine bağlamıştı. ’
‘Hayatın üretim için insana bağışladığı konfor, üretmek yerine tüketim kaynaklı keyfe adanırsa sonuç hep aynı oluyordu: Keyfin ve konforun içinde kaybolan mutsuz, tatminsiz, intihar eğilimli kayıp insanlar. Uyuşturucuyla tanışmaları an meselesiydi bu kayıp insanların, kendi bağımlılıkları içinde huzur bulup zamanı adlandırmanın kestirme yollarına sapıyorlardı. Hayatta kestirme yolların hepsinin sadece tek bir yere, potansiyelin fedasına çıktığını bilmeden.’
‘Ses çıkarmazsak bu haksızlığın dineceğini mi sanıyorsunuz! Büyüyecek, içine sadece haklarımızı değil, özgürlüğümüzü de alan, sevdiklerimizi de yutan bir çığ gibi büyüyecek.’
‘Duygularınızın sizi ele geçirmesine izin vermediğiniz kadar insansınız! Öfke, nefret, kıskançlık, hayal kırıklığı... Bu duyguların kontrolü ele geçirip hemen bir davranışa dönüşmesini engelleyebiliyorsanız gelişirsiniz. Peki ya aşk, sevgi, ümit... Bunların da davranışa dönüşmemesi mi gerekir. Evet, dönüşmemeli! Çünkü hissettiğimiz anda sevmek ya da kızmak, kafatasımızın içinde bulunan ve şu ana kadar bilinen en gelişmiş şeye, beynimize hakarettir. Duyguları hormonlarımız yaratır. Hormonlarımızı beynimizle filtrelemediğimiz sürece kafasının içinde değerli evrenler taşıyan zavallı hayvanlarız.’