Gerçek tıbbın sadece gelişmiş cihazlar, parlak teoriler ya da protokoller olmadığını öğrendim. Gerçek tıp, en sonunda, Allah'ın lütfu ve üzerimizdeki rahmetidir.
En karanlık zamanlarda bile mutluluk anları bulduk. Güldük, umut ettik. Hayatın geri döneceğine inandık. Rabbimizin bizi terk etmeyeceğini biliyorduk. Gözyaşlarımızın arasından gülümsedik. Çünkü biz Gazze'yiz. Dayanıklılık, kanımızda var. Savaşla karşı karşıya kalsak da ruhumuzun kırılmasına izin vermedik.
Kadınlara uzun uzun bakmak tacizdir. Güzele bakmaksa sevap değil tam bir yavşaklıktır. Gelin görün ki dünyadaki her erkekte biraz yavşaklık olmasaydı kadınların güzelliğinin farkına nasıl varacaktık?
O giderek uzaklaşan bir hayale, sesini, kokusunu, tenini güçlükle hatırladığım bir hatıraya, eski bir yaraya dönüşüyordu. Onu her düşündüğümde yüreğim sızlasa bile hayat normalleşiyordu, ben normalleşiyordum. Konforun, rahatlığın mayıştırdığı ruhum isyankarlığını yitiriyordu. Duruma alışıyordum ve o çok eleştirdiğim sistemin kıyısında durup "tehlike yok" diye kendimi kandırıyordum.
Ölüm ve yaşam evrende bir aradadır, iç içedir; ne ölüm bir sondur ne de yaşam yeni bir başlangıçtır. Her şey doğanın olağan akışı içinde seyrederken biz insanlar bu devinime ölüm ve yaşam deriz sadece. Ama doğanın ne haberi vardır bundan ne de umurundadır.