"Tren hızla ilerlediği için, dışarıdaki her şey, sahip olduğu her şey sanki binlerce parçaya ayrılıyordu, hepsi geçirip gidiyordu; tepedeki küçük evi, içindeki resimleri, sofrası, masası, sandalyeleri ve yatağı, karısı ve köpeği, onlarca mutlu günü geçip gidiyor, gözden kayboluyordu. Çoğu zaman parıldayan gözlerle hayran hayran seyrettiği o müthiş doğa da özgürlüğü ve tüm yaşamı damarlarından akıp gitmiş gibi hissediyordu, sanki artık yalnızca cebinden hışırdayan bu beyaz kağıttan ibaretti, onunla birlikte kaderin kötü işareti tarafından rüzgâr gibi sürükleniyordu."