Diyarbakır’da doğan Kemal Varol, edebiyat dünyasına önce çeşitli dergi ve gazetelerde şiir, müzik ve edebiyat yazıları yazarak adım atmıştır. İlk şiir kitaplarının ardından hikâye ve romana yönelmiş; Haw, Jar, Ucunda Ölüm Var ve Kara Sis gibi eserlerle çağdaş Türk edebiyatında kendine özgü bir yer edinmiştir. Özellikle taşrayı, türküleri, aile ilişkilerini ve insanın içinde yıllarca taşıdığı kırgınlıkları anlatma biçimiyle dikkat çekmiştir.
Kitaba gelirsek; Aşıklar Bayramı’nın merkezinde Yusuf ile yıllar önce ailesini bırakıp giden babası Heves Ali var. Yusuf artık kırk yaşında bir avukat ve babasının yokluğuyla büyümüş biri. Bir gün Heves Ali ansızın çıkıp geliyor; elinde eski bağlaması, yanında ahşap bavuluyla. Üstelik ciddi bir hastalığı var. Heves Ali’nin son isteği Kars’ta düzenlenen Âşıklar Bayramı’na katılmak olunca, Yusuf istemese de onunla birlikte yola çıkıyor. Böylece Diyarbakır’dan Kars’a uzanan bir yol hikâyesi başlıyor. Yol boyunca yalnızca şehirler değil, geçmiş de aşılmaya çalışılıyor. Yusuf’un çocukluğunda cevapsız kalan sorular, Heves Ali’nin sustuğu anlar, eski aşklar ve yıllardır kapanmayan kırgınlıklar bu yolculukta yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Roman aslında bir babanın oğlundan helallik istemesini değil, birbirine yabancılaşmış iki insanın aynı arabada geçmişleriyle baş başa kalmasını anlatıyor.
Kitabı okurken sürekli bir türkü eşlik ediyormuş hissi oluşuyor; özellikle yol sahnelerinde Anadolu’nun yorgunluğu, otogarları, küçük şehirleri ve eski insanları çok canlı hissettiriliyor. Baba-oğul ilişkileri, geçmişle yüzleşme, taşra edebiyatı ve melankolik yol hikâyeleri sevenlerin kolay kolay unutamayacağı kitaplardan biri. Yazarın şiir geçmişi nedeniyle cümlelerinde sertlikten çok duygu ve çağrışım hissediliyor. Bitirdiğinde insanda uzun süre