"Ben hasta bir adamım... Kötü bir adamım. Suratsız bir adamım ben. Romanda bir kahraman olmalıdır, halbuki benimkinde bir kahramanın tersi olan ne kadar özellik varsa kasten bir anti-kahramanda toplanmış."
Edebiyatın psikoloji uzmanı Dostoyevski'nin kaleminden yine zihnimizi meşgul edecek soru işaretleriyle dolu, düşündürücü, etkileyici bir eser. Fyodor Mihayloviç Dostoyevski, 40 yıllık yaşantı sürmüş isimsiz bir yazarın kendisini "canlı hayat"tan, insanlardan soyutlayarak "Yeraltı"nda sükûnetle yaşamasını kaleme almıştır. Kitap; "Yeraltı" ve "Sulusepkene Dair" olmak üzere iki bölüme ayrılmış. İlk bölümde isimsiz yazarımız kendini tanıtmakta, yıllardır kafasının içinde biriken, içten içe onu yiyip bitiren düşünlerini, fikirlerini okuyucuya aktarmaktadır.
"Namuslu bir insanın bahsetmekten en çok zevk aldığı konu nedir bilir misiniz? Kendisi."
Yazarımız, notlarında insanların düşünce yapılarına, ruhlarındaki karanlık tarafa, içlerindeki kibire, miskinliğe, ukalalığa, bencilliğe, bencillik yüklü hazlarına, sınıflandırılmış basit çıkarlarına ve sınıflandırılmamış, sınıflandırmaktan kaçınılmış çıkarlarına sert bir şekilde değiniyor. Yer yer kendisiyle çelişiyor, kafa karıştırıyor, biraz da okuyucuyla oyun oynuyor. Okuyucunun düşüncelerinde yanıldığını vurgulayarak gerçeğin aslında başka olduğunu tokat gibi suratına vurmaktan zevk bile duyuyor belki de. Yukarıda "insanların" dediğime bakmayın, sizi veyahut beni o "insanlar"dan veya yazarın kendisinden ayıran bir şey yoktur(yazar bu dediğime katılmayıp kendisini bizlerden, en azından bazılarımızdan veya belki birçoğumuzdan üstün görebilir). Yazar düşüncelerini aktarırken aynı zamanda sayfalarında okuyucuya ayna da tutmaktadır. Birçok sayfada kendinizden birer parça görmeniz çok çok olası bir durumdur. Zaten "Yeraltı"nda